MAZMUN
Mazmun, Arapça bir kelimedir ve "zımn" kökünden gelir. "Bazı özel kavramları ve düşünceleri ifade etmek amacıyla kullanılan kalıplaşmış kelimelere denir."
-Divan Edebiyatında orijinal mazmun (bikr-i mazmun) kullanmak maharet sayılmaktadır. )
-Her mazmun aynı zamanda birer açık istiaredir.
-Mazmunda esas olan, ilk başta anlaşılan özelliğin arkasından gizli bir anlam olmasıdır. Bu da ancak edebi sanatlarla mümkün olmaktadır.
EDEBİ SANATLAR
Burada verilen örnekleri bir bir ezberleyin derim. Ayrıca bazı mazmunlar ve anlamları kesinlikle ezberlenmelidir.
1- Mecaz-ı Mürsel
Bir sözü gerçek anlamının dışında benzetme amacı gütmeden kullanmaktır. Gerçek ve mecazi anlamlar arasında neden-sonuç, parça-bütün gibi ilişkiler bulunabilir.
Aldın hezâr büt-gedeyi mescîd eyledin
Nâkûs yerlerinde okuttun ezânları
hezâr: bülbül, bin sayısı
Nâkus yerler:Minareler, tepeler
Nâkus:eksik
büt: put, sevgili
gede: yer, mekan
büt-gede: puthane
2-Kinaye
Bir sözcüğün, benzetme amacı gütmeden, kimi zaman gerçek anlamını da kastederek kullanmaktır. "Yani gerçeği mecaz yoluyla dolaylı olarak söylemektir.
Ayağı yer mi basar zülfüner ber-dâr olanın
Zevk ü şevk verir can u seri döne döne.
ser:baş
ber-dâr:asılmak
3-Tariz
Bir sözün gerçek ve mecaz anlamının dışında büsbütün tersini kastetmektir. Bu nedenle birini ya da bir şeyi alaya almak amacıyla kullanılır.
Vefâlı yâdına benden hezâr şükran ki
Bırakmıyor beni tênha şeb-i melâlimde
yâd: hatıra
şeb: Gece
melâl: kader
3-Teşhis ve İntak
İnsan dışındaki canlı veya cansız varlıkları düşünen, duyan ve hareket eden bir insan kişiliğinde göstermek, kişiselleştirmedir. Bu varlıkları konuşturmak, intak'tır.
Lâle yaktı ciğerini gül-i handânın içün
Serviler kesdi kalın kadd-i hırâmânın içün
hırâmân:salınarak yürüyen kişi.
4-Leff ü neşr
"Müretteb leff-ü neşr ve "gayrı-müretteb leff-ü neşr" olarak ikiye ayrılır.
Bir beyit içerisinde en az iki şeyden bahsedip sonraki beyitte bu iki şeye karşılık sırasıyla birşeyler söylemek "müretteb leffü neşr'dir. " ikinci dizede sırasıyla söylemek yerine sırasız söylemek, "gayrı-müretteb" dir.
şirin: Tatlı
ruh: yanak
hal: ben(yüzdeki)
5-Tecahül-i Arif
Bilinen bir gerçeği bilmemezlikten gelmektir. Bunu yapmak için istifham ve mübalağa sanatlarından yararlanılabilir.
Edirne şehri mi ya gül-şehri me'va mıdır
Anda kasr-ı padişah-ı cenneti a'lâ mıdır
me'va: yer/yurt
6-Hüsn-i Ta'lil
Herhangi bir olayın gerçekleşmesinin nedenini hayali bir nedene bağlamaktır.
Piş ü peşinde şevk ile rü-mâl olup gider
Sâyende sana bencileyin mübtela mıdır
piş: ön sâye: gölge
bencileyin: benim gibi
7-Mübalağa
Abartma sanatıdır.
Donar soğuktan efendi semender âteşte
Bir iki gün dahi böyle eserse bu sarsar
sarsar: kışın esen rüzgar.
semender: ateşte yanmayan özel bir kuş.
8-Tezat
Birbirine karşıt nitelikleri aynı beyitte kullanmaktır.
9-Tekrir
Anlamı güçlendirmek için bazı ifadelerin tekrar tekrar kullanılmasıdır.
ter: taze
berg: pembe
sanavber: fıstıkçamı
10-Nida
Beyit içerisinde "ey", "hey" gibi ünlem ifadeleri kullanılmasıdır.
revân: akan ruh-ı revân: akan ruh, sevgili
11-İstifham
Yanıt isteme amacı olmadan soru sorma sanatıdır. Bu şekilde anlam güçlendirilir.
çeşm: göz
ebru: kaş
amber: koku
12-Telmih
Beyitlerde tarihi ya da efsanevi kişilerin adını kullanmaktır.
13-İrsal-i Mesel
Beyitlerde atasözü kullanma sanatıdır.
14-İktibas
Kur'an ya da hadislerden örnek vererek anlamı güçlendirmektir.
15-Cinas
Söylenişleri ve yazılışları bir, anlamları farklı olan iki sözcüğün aynı beyit yada bir dize içinde kullanılmasıdır. Bu yolla kurulan beyitlere tecnis denir.
dil: gönül
cemal: yüz
verd: gül
zebân: dil
cerahât:yara
16-İştikak
Aynı kökten türeyen en az iki sözcüğübir dize ya da beyit içinde kullanmaktır.
örn: kabiliyet, kâbil, makbil, makbûl vb...
17-Akis
Bir dize ya da beyitin tersyüz edilerek kullanılmasıdır.
dîde: göz
ruh: yanak
18-İade
Bir şiirin içinde her beyitin son sözcüğünü ondan sonraki beyitin ilk sözcüğü olarak kullanmaktır.
19-Tarsî
Şiirdeki sözcükleri; sayı, ölçü ve uyak bakımından birbirine denk getirmektir. Böyle yazılan şiirlere murassa denir.
n1
openai-domain-verification=dv-OuBljpPUtRiMS8p8MjoeHoG6
Şu Notu Ara:
ekşi sözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekşi sözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Mart 2018 Pazartesi
Eski Türk Edebiyatı/klasik Türk edebiyatı ders notlarım
Etiketler:
araba sevdası,
bumerang,
ders,
ders notu,
edebiyat,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük,
türk,
türkiye,
twitter
Türkiye Türkçesi'ne Giriş 2. Dönem Ders Notları
Geçişli Eylem-Geçişsiz Eylem
Geçişli eylem, söz içinde bir varlık ya da nesneyi etkileyen yani "nesne isteyen" fiildir.
-açmak, dikmek, çözmek vb.
Geçişsiz eylem, gösterdiği oluş ve kılış, yapana yönelen yani, özneyi etkileyen "nesne istemeyen" fiildir.
-solmak, uyumak, erimek vb.
Söz Yapımı
Ad veya eylemlerin kök veya gövdelerine gelerek türedikleri sözcükle anlam bakımından ilişkili ama farklı yeni sözcükler türetirler. "yapım ekleri 4'e ayrılır."
1-Eylemden Eylem Yapımı
2-Eylemden Ad Yapımı
3-Addan Ad Yapımı
4-Addan Eylem Yapımı
Eylemden Eylem Yapımı
Ek alarak, eylemden türeyen eylemlerin özne ve nesneyle ilişkisi açısından görev ve anlamca tamamlanmasını sağlayan biçimine çatı denir.
Eylemler, çatılarına göre 9'a ayrılır.
1-Edilgen 5-Oldurgan
2-Etken 6-Dönüşlü
3-Dönüşlü 7-Olumsuzluk çatısı
4-İştaş 8-Zıtlık çatısı
a)Etken Eylem
Eylem kökleri etken eylem-yalın- durumda iken edilgenlik, iştaşlık vb. bildirmezler, yeni anlam ve görünüş katan ekler almazlar.
-gelmek, gitmek, pişmek
b)Edilgen Eylem
{-ıl} : öznenin, yapılan işin etkisi altında kaldığını gösteren çatıdır. Gerçek özne belli değildir.
örn: Ali camı kırdı./Cam kırıldı.
Edilgen çatılı eylemin belirtisiz nesnesi özne gibi göründüğünde "sözde özne" ismini alır.
örnekler:
seç->seç-i-l- (not: bu örnek çıkabilir)
seç(eylem kökü), i(bağlayıcı ek) , l(eylemden eylem yapan edilgen çatı eki)
{-In} : Türkçe'de asıl edilgenlik eki "-l" dir ama -n eki de edilgen eylem yapar.
del-> del-i-n- (i bağlayıcı ünlü)
"EK BİNİŞMESİ":
rast> rast-la-n-ı-l-dı 4
-n eki varken -n eki gereksizdir. Bu yanlıştır.
c)Dönüşlü Eylem
İşi yapan ve işten etkilenen kişinin aynı olduğu eylem.
{-In}
dö->döv-ü-n-
n:dönüşlülük eki
döv: fiil kökü
ü:bağlayıcı ünlü
Önemli örnek:
hasta>hasta-la-n-
hasta: isim kökü
la: isimden fiil yapan ek, "-lan, -len" şeklinde kalıplaşmıştır.
n: dönüşlülük eki
benzer örn: keder>keder-le-n-
{-Il}: üz-ü-l , yık-ı-l, sık-ı-l
{-Iş}: er-i-ş, kalk-ı-ş, dön-ü-ş
d)İştaş Eylem
Eylemin, birden fazla kişi tarafından, birlikte ya da karşılıklı yapıldığını bildiren eylemdir.
{-Iş}:
döv-ü-ş- (karşılıklı)
-ş, aynı zamanda oluş bildiren bir ektir.
güzel>güzel-le-ş
ş: oluş eki
le:isimden fiil türeten ek
e)Ettirgen Eylem
Eylemin gösterdiği işi , öznenin bir başkasına yaptırdığı anlamını taşıyan eylemdir. Geçişli bir eyleme -dIr ya da -l ekinin gelmesiyle oluşturulur.
{-dIr} : ye-dir, dol-dur, aç-tır, çiz-dir vb.
{-t-}: ara-t-, bağla-t- vb.
SIKLIK ÇATISI DURUMU:
{-klA-} say-ı-kla, sür-ü-kle vb.
{-AlA-} silk-ele, eş-ele- vb.
{-IştIr-} serp-iştir-, kar-ıştır, ol-uştur vb.
f)Oldurgan Eylem
Geçişsiz olan bir eylemin ek alıp geçişli hale gelmesi ile ortaya çıkan eylem.
{-dır-} ve {-t-} eklerini alırlar, ayrıca;
{-Ar-}: kop-ar-, çık-ar-, git-er->gider-
{-r}: Ünlü ile biten eylemlere gelmez, çoğunlukla da ç,ş,t ünsüzleriyle biten eylemlere gelir. Tek heceli eylem köklerine gelir.
uç-u-r-, bit-i-r, düş-ü-r
(-i,ı,u,ü bağlayıcı ünlü}
2- Eylemden Ad Yapma
1-Ses düşmesi sonucu oluşan isimler
kuru-g>koru-
ekşi-g>ekşi-/ekşi
Yama-g>yama- /yama
bodu-g>boya-
2- {-A} ulaç(zarf fiil) ekinin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan isimler
yar-a, sap-a, sür-e, çevir-e, öt-e (öt->geç-)
dön->yan->yen-e>yin-e
3- {-AcAk} sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan isimler
iç-ecek
ye-y-ecek>yiyecek
sil-ecek
tut-acak
4- {-Aç}: döv-eç, gül-eç, kaldır-aç
5- {-AğAn}: dur-ağan, ol-ağan, gez-egen
6- {-Ak}:
dön-ek, ürk-ek, kork-ak, kaç-ak, at-ak.
Yer adları:
dur-ak
kon-ak
bat-ak
kavuş-ak>kavşak
Alet adı:
bıç-ak, kay-ak, uç-ak, otur-ak
sanç-ak>sancak (sanç:saplamak)
7- {-An} geniş zaman sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla oluşan, fiilden türeyen sıfatlar.
yarat-an, bak-an, döv-en, böl-en vb.
8- {-Ar}: geniş zaman sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla oluşan sıfatlar.
git-er->gider- (-er: fiilden fiil yapan oldurgan çatı eki)
not: -Ir şeklinde oluşan kalıplarda -I bağlayıcı ünlü olarak alınır.
9- {-AsI}: Eylemden sıfat fiil türeten ek. Eski Anadolu Türkçesi'nde gelecek zaman sıfat fiil eki olarak kullanılmıştır.
(eli) öpülesi
canı çık-ası
gözü kör ol-ası
10- {-Av, -v}
sına-v, işle-v, tür-e-v>tür-ev, öde-v, söyle-v vb.
11- {-Ay, -y}:
ol-ay, yap-ay, dene-y, düş-ey vb.
12- {-cA]:
eğle->eğlence
söylen-ce
düşün-ce
güvegi>küveyi>küdegü>güvence
yar-a, sap-a, sür-e, çevir-e, öt-e (öt->geç-)
dön->yan->yen-e>yin-e
3- {-AcAk} sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan isimler
iç-ecek
ye-y-ecek>yiyecek
sil-ecek
tut-acak
4- {-Aç}: döv-eç, gül-eç, kaldır-aç
5- {-AğAn}: dur-ağan, ol-ağan, gez-egen
6- {-Ak}:
dön-ek, ürk-ek, kork-ak, kaç-ak, at-ak.
Yer adları:
dur-ak
kon-ak
bat-ak
kavuş-ak>kavşak
Alet adı:
bıç-ak, kay-ak, uç-ak, otur-ak
sanç-ak>sancak (sanç:saplamak)
7- {-An} geniş zaman sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla oluşan, fiilden türeyen sıfatlar.
yarat-an, bak-an, döv-en, böl-en vb.
8- {-Ar}: geniş zaman sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla oluşan sıfatlar.
git-er->gider- (-er: fiilden fiil yapan oldurgan çatı eki)
not: -Ir şeklinde oluşan kalıplarda -I bağlayıcı ünlü olarak alınır.
9- {-AsI}: Eylemden sıfat fiil türeten ek. Eski Anadolu Türkçesi'nde gelecek zaman sıfat fiil eki olarak kullanılmıştır.
(eli) öpülesi
canı çık-ası
gözü kör ol-ası
10- {-Av, -v}
sına-v, işle-v, tür-e-v>tür-ev, öde-v, söyle-v vb.
11- {-Ay, -y}:
ol-ay, yap-ay, dene-y, düş-ey vb.
12- {-cA]:
eğle->eğlence
söylen-ce
düşün-ce
güvegi>küveyi>küdegü>güvence
Etiketler:
araba sevdası,
bumerang,
ders,
ders notu,
edebiyat,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük,
türk,
türkiye,
twitter
Türk Dili Tarihi'ne Giriş 2.Dönem Ders Notları
Uygurca'nın Özellikleri
1-En az üç lehçesi vardır. Bu bakımdan Köktürkçe'den ayrılır. [ny] sesinin kelime içi ve sonunda korunması ve [n] ve [y] ye dönüşmesi bunu kanıtları.
2-Köktürkçe'deki /-da/ eki hem bulunma hem de ayrılma durumunu belirtir. Uygurca'da ayrılma durumu /-dan/ dır.
3- /-b/ sesi , /-v/ ye dönüşür. (seb->sev-)
4-İyelik eki ünlü ve ünsüzlerin sonunda [-nıng] olarak bulunur. (ilig-ning)
5- [-yık] eki, "-miş" geçmişini bildirir. (Morfolojik özellik) (Karıyuk biz->yaşlandık)
6-Şimdiki zamanın sıfat fiil eki [-glI] ekidir. (Morfolojik özellik) (kör-üglü>gören)
Not: Uygurca, Türkçe'nin en zengin dönemidir.
Runik Alfabe ile Yazılmış Metinler
1-Taryat yazıtı: Uygurların kuruluşundan 753'e kadar olan dönemi anlatır.
2-Şine Usu yazıtı:Kuruluşu anlatır.
3-Kara Balasagun yazıtı:Türkçe, Çince ve Soğdca yazılmıştır; Maniheizm'in kabulünü anlatır.
4-Haytu Tamir yazıtı:Beşbalık'a doğru yol alan kişilere kutlu olsun dilekleri bulunur.
5-Gurbaçin yazıtı: -
Maniheist Uygur Edebiyatı
-Soğdca metinlerin Türkçe'ye çevrilmesiyle bulunur. Orijinal metinler sonradan ele geçmiştir.
İki Yıldız Nom(İki Kök Kitabı)
-Şahbuhragah'ın Uygurca çevirisidir.
Huastvanist(Tövbe Duası)
Hristiyan Uygur Edebiyatı
-Yukabus İncil'inden 2 yaprak, Aziz George'un ölüm acılarını anlatan bir kitap ve bir fal kitabından oluşur.
Budist Uygur Edebiyatı
Martrisimit:Sahneye konmak üzere hazırlanmış bir eserdir.
-----------------------------------
ORTA TÜRKÇE
a)Karahanlı Türkçesi
b)Harezm Türkçesi
c)Çağatay Türkçesi
d)Kıpçak Türkçesi
-Memlük Kıpçakçası
-Ermeni Kıpçakçası
e)Eski Anadolu Türkçesi
f)Volga Bulgarcası
-------------
a) Karahanlı Türkçesi
11-13.yy arası İslami Türk yazı dilidir.
Özelikleri:
-Söz içi ve söz sonu /d/ sesi, /d/'ye dönüşür
-
adak>adak (ayak)
-
-Söz içi ve söz sonu /b/, /w/'ye dönüşür.
seb->sew- (sevmek)
-/sAr/ ın sonundaki /r/ sesi düşer.
bolsar>bolsa(olsa)
-Olumsuz geniş zaman eki -mAz, -mAs 'a dönüşür.
bolmaz>bolmas
Dönem Eserleri:
-Kutadgu Bilig(Yusuf Has Hacib)
-Divan-ı Lügati't Türk (Kaşgarlı Mahmud)
-Atabetü'l Hakayık(Edib Ahmed Yükneki)
-Kur'an Tercümesi
-Divan-ı Hikmet(Hoca Ahmed Yasevi)
--------------------
KUTADGU BİLİG:
-18 ayda tamamlanmıştır.
-Tavgaç Ulug Buğra Han'a sunulmuştur.
-Mesnevi tarzında yazılmıştır.
-4 kavramı karşılayan 4 kahramanın sohbetlerini anlatmaktadır.
Hükümdar-Kün Togdı(adalet)
Vezir-Ay Toldı(saadet)
Vezirin oğlu-Ögdülmüş(akıl)
Vezirin kardeşi-Odgurmuş (akıbet)
-Mısır, Viyana ve Fergana olmak üzere üç nüshası vardır.
ATABETÜ'L HAKAYIK:
-Edib Ahmed Bin Yükneki tarafından Taşkent'te yazılmıştır.
-12-13. yy civarında yazıldığı tahmin ediliyor.
-Nüshalarındaki farklılıklar nedeniyle:
Hitabetü'l Hakayık
Gaybetü'l Hakayık
Atabetü'l Hakayık, şeklinde üç isimle anılır.
Özellikleri:
-Dörtüklerle yazılmış olup 484 mısra' dır.
-Sonunda ilaveler vardır.
-Hakkında edinilen pek çok bilgi bu ilavelerden edinilir.
-Terbiye ve ahlakı konu almıştır. İçinde ayet ve hadislerden örnekler bulunur.
-A, B, C, D şeklinde dört nüshası bulunur.
DİVAN-I LÜGAT'ÜT TÜRK
-Türk Dillerinin Sözlüğü, Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılmıştır.
-Hakkında ilk bilgiye Keşf'üz Zünun'da rastlanır.
-Kaşgarlı Mahmud, Türk diyarlarını gezmiş ve Türkçe'nin 26 lehçesini öğrenmiştir.
-Yazım amacı Araplara Türkçe'yi Öğretmektir. 1068'de Bağdat'ta yazılmaya başlanmış ve 1073'te bitmiştir.
-Eserde yalnızca dönemin canlı Türk lehçeleri değil, Türk kültürüne dair izler de bulunur.
-Fiilerin yapımının gösterildiği yerlerde, dil kurallarına, ses değişmelerine, ağız farklılıklarına değinilmiştir.
-Örnekler bir tek kelime olduğu gibi, atasözü, beyit, dörtlük ya da daha uzun parçalar şeklinde de verilmiştir.
Etiketler:
araba sevdası,
bumerang,
ders,
ders notu,
edebiyat,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük,
türk,
türkiye,
twitter
Yeni Türk Edebiyati'na Giriş-Genç Werther'in Acıları Roman İncelemesi
Roman, 1774 yılında Goethe tarafından yazılmıştır. Türü Mektup romandır. Piyasaya çıkmasının ardından Almanya'da intihar vakaları artış göstermiş. Buna "Werther sendromu" denmiştir.
Werther, şehrin bunaltıcı havasından kaçıp Wahlheim denilen, doğayla iç içe olan bir yere giden bir hukuk stajyeridir. Wahlheim'de Lotte isimli güzel ve genç bir kadınla tanışır ve ona asık olur. Bu kadın bir asilzadenin kızıdır. Werther'in askı karşılıksız değildir. Lotte de kendisine karsı birşeyler hissetmektedir. Ancak Lotte, Albert ile nişanlıdır ve "ahlaki degerler" önemli oldugundan, Werther'e rağmen onunla evlenir. Werther de, Lotte ve Albert'in aile dostu olur. Ancak dostluk ve ask arasında gidip gelen Werther kendini tutamaz. Lotte ye olan askının imkansız olduğunu anlar ve Lotte ye onu sevdiğini ve asklarının imkansız olduğunu belirten ve elveda ile biten bir mektup yazar, ve intihar eder.
Romanla İlgili Notlar
Roman, Goethe'nin hayatından izler taşımaktadır. Goethe, 1772 yılında Westzlar'da hukuk stajı yaparken, bir arkadasinın nişanlısına asık olur. Bu sırada yaşadığı duygu ve ahlak çelişkisi ona ilham olmuştur. İntihar olayı ise o donemde Goethe'nin Jarusalen isimli bir arkadasinın evli bir kadına asık olup intihar etmesinden gelmektedir. Werther, “Sturm und Drang” (Coşumculuk) akımının bütün izlerini taşıyan bir metin. Güçlü duygularla hareket etme, doğaya, çocuklara,pastoral bir hayata duyulan özlem, toplumsal kurumlara yönelik eleştiri hemen fark ediliyor. Ancak bütün bunlar yalnızca estetik bir tercihten kaynaklanmıyor; o yıllar Almanya’sının -Avrupa olarak genelleyebiliriz de- bireyi köşeye sıkıştıran koşullarını yansıtıyor! Dikkat edilirse, “doğa tercihi” romantizmin ve İngiliz gotiğinin de çok önemli bir motifi olmuştur. İnsanda derin izler bırakan şey, bir edebi metinde yazarın hayal ürünü olarak anlattıkları değil, o metinde -somut gerçekliği- yansıtan duygu ve düşüncelerdir. Werther’in yarattığı coşkunluk da, özellikle Almanya’da, anlatılanların Alman ulusal kimliği ile çakışmasından kaynaklanmıştır. Onu yaratan değil, varolanı tasvir edendir Goethe! Goethe, kişisel olanla toplumsal olan arasındaki kopmanın kaçınılmazlığını ve bunun toplumsal nedenlerini, insanın manevi yaşamı ile coşku dünyasını benzersiz bir lirizm ve çözümsel bir sezgiyle ortaya koymuştur bu romanında. Goethe’nin Werther’i, bireysel tutku, toplumsal zorunluluk ve bu tür bireysel tutkuların genel temsili anlamı arasındaki doğrudan ilişkiyi çok açık biçimde gösterir.
Werther, şehrin bunaltıcı havasından kaçıp Wahlheim denilen, doğayla iç içe olan bir yere giden bir hukuk stajyeridir. Wahlheim'de Lotte isimli güzel ve genç bir kadınla tanışır ve ona asık olur. Bu kadın bir asilzadenin kızıdır. Werther'in askı karşılıksız değildir. Lotte de kendisine karsı birşeyler hissetmektedir. Ancak Lotte, Albert ile nişanlıdır ve "ahlaki degerler" önemli oldugundan, Werther'e rağmen onunla evlenir. Werther de, Lotte ve Albert'in aile dostu olur. Ancak dostluk ve ask arasında gidip gelen Werther kendini tutamaz. Lotte ye olan askının imkansız olduğunu anlar ve Lotte ye onu sevdiğini ve asklarının imkansız olduğunu belirten ve elveda ile biten bir mektup yazar, ve intihar eder.
Romanla İlgili Notlar
Roman, Goethe'nin hayatından izler taşımaktadır. Goethe, 1772 yılında Westzlar'da hukuk stajı yaparken, bir arkadasinın nişanlısına asık olur. Bu sırada yaşadığı duygu ve ahlak çelişkisi ona ilham olmuştur. İntihar olayı ise o donemde Goethe'nin Jarusalen isimli bir arkadasinın evli bir kadına asık olup intihar etmesinden gelmektedir. Werther, “Sturm und Drang” (Coşumculuk) akımının bütün izlerini taşıyan bir metin. Güçlü duygularla hareket etme, doğaya, çocuklara,pastoral bir hayata duyulan özlem, toplumsal kurumlara yönelik eleştiri hemen fark ediliyor. Ancak bütün bunlar yalnızca estetik bir tercihten kaynaklanmıyor; o yıllar Almanya’sının -Avrupa olarak genelleyebiliriz de- bireyi köşeye sıkıştıran koşullarını yansıtıyor! Dikkat edilirse, “doğa tercihi” romantizmin ve İngiliz gotiğinin de çok önemli bir motifi olmuştur. İnsanda derin izler bırakan şey, bir edebi metinde yazarın hayal ürünü olarak anlattıkları değil, o metinde -somut gerçekliği- yansıtan duygu ve düşüncelerdir. Werther’in yarattığı coşkunluk da, özellikle Almanya’da, anlatılanların Alman ulusal kimliği ile çakışmasından kaynaklanmıştır. Onu yaratan değil, varolanı tasvir edendir Goethe! Goethe, kişisel olanla toplumsal olan arasındaki kopmanın kaçınılmazlığını ve bunun toplumsal nedenlerini, insanın manevi yaşamı ile coşku dünyasını benzersiz bir lirizm ve çözümsel bir sezgiyle ortaya koymuştur bu romanında. Goethe’nin Werther’i, bireysel tutku, toplumsal zorunluluk ve bu tür bireysel tutkuların genel temsili anlamı arasındaki doğrudan ilişkiyi çok açık biçimde gösterir.
Etiketler:
araba sevdası,
bumerang,
ders,
ders notu,
edebiyat,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük,
türk,
türkiye,
twitter
Romanda Realizm ve Naturalizm Tecrübeleri(Tanpınar, Yeni Türk E., 1. sınıf 2. dönem)
Nabizade'ye gelince, Karabibik hikayesiyle realist, hatta naturalist bir köylü edebiyatının bir örneğini veren bu yazar bazı eserlerinde (özellikle Zehra'da) bunu bayağı ilerletmiş ve psikolojik tahlillere varan incelemeler yapmıştır.
1880-1885 yılları arası, Türk edebiyatında yeni bir devre doğru hazırlık dönemi olarak kabul edilebilir. ,ahmet Midhat Efendi, yeni öğrendiği Fransızca'sını Thérése Raquin'de deneyimleyen Muallim Naci, biyoloji meraklısı ve ilerleme fikri müdavimlerinden Beşir Fuad Bey, Namık Kemal mektebi üyesi olmasına rağmen Türk hikayesinin gidişatından memnun olmayan ve mukaddimesiyle adeta realizm'in esaslarını anlatan Samipaşazade Sezai ve Kara Bibik'i ile Nabizade Nazım sonra Halid Ziya ve Recaizade bu yeni edebiyat anlayışını hazırlıyorlardı.
Elbette bu hikayelerin eksik yanları da bulunuyordu. Öncelikle insanımızı tanıyamamak bunlardan biriydi. Ki bu sorun o dönemdeki tiyatromuzda da görülüyordu. Bu doğal bir sonuç. Çünkü toplumu tanımak, hayatı tanımak emek ve zaman istiyordu. O dönemde harcanan birkaç yıllık çaba ile birden ortaya çıkamazdı ama sonrası için güzel bir yatırımdı.
1870 ve 1889 arası Türk hikayeciliğini kuranlar, tıpkı tiyatroyu tesis edenler batıdan gelen sanatlarla uğraşanlar gibi yardımdan mahrum ve bir başına idi. Toplum hakkında bilgileri azdı. Gelişen toplumsal olayları göremiyorlardı. Örneğin Namık Kemal devlet bünyesinde bir yenilik peşindeydi ama "kişileri" yığın olarak görmekten öteye gidemedi. Hikayeleri, romanları çok okunan Ahmet Midhat etrafındaki hayatla babacan bir kucaklaşmadan öte bir ilişki yaşayamadı. Rodos'ta mapushanelerde okullar kuracak kadar hizmet etmeyi sever ama "kişi" kavramını çözdüğü meçhuldür.
Diğer yandan, yazarlarımız, Avrupa gibi derin bir kültürün karşısında olduklarını düşünmeden, dönem, zaman ve dünya görüşü gözetmeksizin, seçtikleri eserleri hemen Edebiyatımıza geçirmeye çalışıyorlardı.
Batı dünyasının o hassas ölçüsünün ve zevkinin farkına varan Ziya Paşa da "Harabat"ında kültürümüzle batı arasındaki farktan korktuğunu belli ediyordu. Bu farklar zamanla ve çabayla ortadan kalkacaktı elbette.
Bütün bunların yanında bu sanatların başarılı olması için hem dilin hem de insana bakış açısının değişmesi gerekiyordu.
+Tariften Tasvire+
Her medeniyette sanatlar birbiriyle etkileşim yaşar. Örneğin eski edebiyatımızda minyatür sanatını, çini ve yazı sanatları görülür. Sanatımıza bazeen başka malzemeler girer. Başka eller değer. İşte batı edebiyatı da bizi bu şekilde etkilemiştir. 19. Asır romanında Balzac ile başlayan resim etkisini görmemek mümkün değildir.
O güne kadar divan şiirinden ve resmi kalemlerden gelen yazılarda bu özellik aranmamıştı. Namık Kemal'e kadar. Yeni nesirle Namık Kemal bize tabiatı, Ahmed Midhat ise özel hayatı acemice anlatmaya çalışırlar. İntibah ile Cezmi arasında edebiyatımız dış dünya ile ilk büyük tanışmasını ve etkileşimini yaşar.
Tam tasvire belki erişilemez ama Recaizade ve Ahmed Midhat'tan farklı olarak Cezmi, bazı tasvirler ve portrelerle batıya daha yakındır. Ancak hakiki dilini bulamadığı için, duygu ve ihtirasın yerini hisler alır.
Aynı acemilik, dönemin başarılı isimlerinden Samipaşazade'nin Sergüzeşt'inde de açık olarak görülür. Haremik-selamlık düzeni, yaşanan aşkların perde arkasında yaşanması özel hayatı etkilediği için çevreye ve gerçek hayata daha uzak kalındığını da eklersek, o dönemin Türk hikayesinin şartlarını tamamlamış oluruz.
Etiketler:
araba sevdası,
cemal süreya,
ders,
ders notu,
edebiyat,
edebiyat tarihi,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
orhan veli,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük
Nurettin Demir: Ağız Terimi Üzerine
Nurettin Demir: Ağız Terimi Üzerine
Türk Bilig 105-116
-Mevcut Kaynaklarda Ağız-
A) Dil Bilgisi Kitaplarında
Ergin’in grameri dil bilgisi kitaplarında önde gelen bir çalışmadır. Ergin’e göre ağız : Bir dilin bir şive içinde mevcut olan ve söyleyiş farklarına dayanan küçük kollara, bir memleketin çeşitli bölge ve şehirlerinin kelimeleri söyleyiş bakımından ayrı konuşmasına verilen addır. (1998:10)
Şivelerde ses ve şekil, lehçelerde bundan ayrı olarak kelime farklılıkları, kelimelerin şahsında farklılıklar bulunur. (1998:10)
Ergin’in bu tanımının dil gerçeğiyle bağı yoktur:
“İsderim Gideyim”(Kıbrıs)=ST “Gitmek İstiyorum”
“Dereye gedip gazan guruklar, geesi yüyükler”(Alanya)=ST “Dereye gidip kazan kurmuşlar, giysi yıkamışlar.”
Bu örneklerde sadece söyleyiş açısından değil, sözdizimi vb. gibi açılardan da farklılıklar bulunmaktadır. Ergin’in tanımına göre bunların “Lehçe” olarak geçmesi gerekmektedir. Ancak bu çoğaltılabilecek örneklerin Türkiye Türkçesi’nden etkilendikleri kesindir.
B)Sözlüklerde
Türkçe’nin en güvenilir kaynaklarından biri olması beklenen TS’de Ağız için üç ana madde buluruz. Ağız ile eş anlamlı olarak kullanılan dialekt teriminin karşılığı olarak “lehçe” verilmekle yetinilir (366) ve esas olarak verilen karşılığı şudur:
“Bir dilin sınırları içinde, bölgeler ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği.”
Ancak bu tanımın getirdiği sorular cevapsız bırakılmıştır: “Bir dilin sınırları” hangi sınırlardır? Devlet sınırlarıyla eş midir? Bunları kesinleştirmek mümkün müdür? “Bölgeler ve sınıflar” dan kasıt nedir? Yukarıda verdiğimiz örneklerde farklılıklar söyleyişle sınırlı kalmadığına göre alındığı bölgelerin konuşması tanım gereği ağız olamayacağına göre lehçe olarak anılmalıdır. Çünkü TS’de lehçe şu şekilde tanımlanmıştır: “Bir dilin tarihî, bölgesel, siyasî sebeplerden dolayı, ses, yapı ve söz dizimi özellikleri bakımından ayrılan kolu, diyalekt”
Buna rağmen hiçbir çalışmada bu bölgelerin dili lehçe olarak geçmez. Bu durum, diğer standart sözlüklerde de farklı değildir. (bkz. Doğan 2001: 21; 1240; Püsküllüoğlu 1995: 53; Tuğlacı 1971: 34).
C)Terim Sözlüklerinde
Dille ilgili terimler sözlüklerinde de ağız ile ilgili çeşitli tanımlar buluruz. Ağız araştırmalarının önemli bir ismi olan Korkmaz, çalışmasında şu şekilde tanımlamıştır: “Bir dilin veya lehçenin daha küçük yerleşim bölgelerinde yazı diline oranla birbirinden az çok ayrılan konuma biçimleri: Türkiye Türkçesinin İstanbul azı, Aydın azı, Konya azı, Nevşehir azı, Tara azı, Anadolu ve Rumeli ağızları gibi” (1992: 4)
Ancak daha küçük olmanın ölçüleri nedir? Farklılık oranlarının miktarı nedir, ne kadar fark olursa ağızdan söz edebiliriz? Her konuşma biçimi ağız sayılabilir mi? Bu sorular cevapsız kalmaktadır.
Topaloğlu ise “ ‘Bir dilin, lehçeler içinde ses, yapı ve anlam bakımından bazı farklılıklar içeren, halkın konuştuğu değişik biçim. şeklinde tanımladığı halk dilinin’ daha küçük ayrılıklar gösteren belli yerleşim birimlerine ve kişilere göre has olan şekli” tanımını vererek ağızı tanımlar(1989: 81) Yani ağızı, belirsiz olan “halk dili” kavramının altına yerleştirmektedir.
Hazırlanan diğer sözlüklerde de “dil ve lehçe alanı” kavramları kullanılmıştır. Ancak bu alanın kesinliği yoktur. Ayrıca yine tanımlarda farklılıklar söyleyişle sınırlanmıştır. Diğer baskılarda taşra ağzı kavramı kullanılmıştır ancak bu kavramın bir kesinliği yoktur.
D) Ağız Monografilerinde
Yukarıda verilen örneklerden de görebileceğiniz gibi “ağız” terimine çeşitli nedenlerle kesin bir karşılık bulunamamıştır. Ağız araştırmaları Türkiye’de 1940’lara dayanır ve bugüne dek pek çok ağız araştırmacısı yetişmiştir. Bundan dolayı ağız teriminin karşılığına halihazırda bulunan kaynaklardan kolayca erişilebileceği düşünülebilir. Ancak durum ne yazık ki öyle değildir. Bunca araştırmaya rağmen ağız teriminin tanımını bulmaya, dildeki yerini saptamaya yönelik pek fazla çalışma bulunmamaktadır. Türkoloji’de teorik konulara ve konuşma diline önem verilmemesi bu eksikliğin iki önemli nedenidir. Ağız monografilerinde terim tarifinin yapılmasına gerek duyulmadığına göre dilbilimcilerin ağızdan ne anlaşılması gerektiğini bildiği ve bu yüzden tanımlama yoluna gitmedikleri düşünülebilir. Ancak Türkoloji’nin geldiği konuma bakılınca yapılan tanımların pek de kesin tanımlar olmadığı görülmektedir.
Ağız için kaba dil, halk dili, şive vb. gibi pek çok tanım yapılmıştır. Bu farklı tanımlar yüzünden “ağız nedir?” gibi sıradan olması beklenen bir soru, önemli bir sorun olarak karşımıza çıkar. Ağız araştırmacıları, çalışmalarını tercihen kadın, doğduğu yerden ayrılmamış ve okur-yazar olmayan konuşmacılar üzerinden yürüttüklerini belirtirler. Erkekler için askerlik dolayısıyla bölgeden ayrılma durumu önem arz etmez.
Ağız çalışmalarının önsözlerinin genelinden hareket edecek olursak şu sonuca varırız: Doğup büyüdüğü yeri terk etmemiş, okur-yazar olmayan, belli bir yaşın üzerindeki insanların ve özellikle de kadınların dilidir. Ancak bazı çalışmalarda bu kriterlerin dışına çıkıldığı görülmektedir. İki yaşındaki çocuklar, iyi mevkilerde bulunmuş insanlar da kendi yörelerinin dilini rahat kullanabilmektedir.
Öyleyse ağız nedir?
UYGUN BİR TANIM ÖNERİSİ
Dilde varyasyonla ilgili çalışmalar aslında dilde birden çok “lekt” yani konuşma biçimi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu “lekt”ler pek çok kategoriye ayrılabilir. Coğrafi alanda yaşanan değişimlere diyalekt, toplumsal açıdan değişimlere sosyolekt, dilin kişisel kullanımı ile ilgili olanlara idiyolekt denmekte ve bu “lekt”ler çeşitlenmektedir. Bunlardan konumuzla ilgili olan diyalekte geçmeden önce standart dil kavramı üzerinde durmak ve bu kavramı ana hatlarıyla tanımlamak gerekmektedir.
-Standart Dil
Standart dil, yerel ve sosyal tabakalara ait izler taşımayan, ağızlar üstü, norm oluşturucu yani varyasyonları azaltan bir prestijdir. Günlük dilde standart dil, ideal yazılı biçim anlamında kullanılır. En geniş sahaya sahip dildir. Dil toplumu içerisinde güzel, resmi ve etkileyici konuşmak isteyenlerce ulaşılmak istenen varyant durumundadır. Kurumlarda ve resmi durumlarda kullanılması bir prestij oluşturur ve belli sosyal kazanımların elde edilmesini sağlayabilir. (Türkçede varyasyonla ilgili olarak bkz. Johanson 2002).
Günümüz Türkiye Türkçesi’nde standart dil, resmi dil olarak ileri derecede kurumlaşmıştır ve bağlayıcıdır. Ancak pratik açıdan bu normda pratik anlamda kesinlik kazanmamış bazı kısımlar vardır. Bunun en güzel yansıması imlâ ve sözcük seçiminde ortaya çıkar.
Yukarıda sayılan özellikleri barındıran standart dilin oluşmasında dört aşamadan geçtiği görüşü vardır:
1-Seçilme: Rekabet halindeki varyantlar arasında seçilir. Bir varyant politik, kültürel ve ekonomik açıdan elit bir kesim tarafından kullanılıyorsa, seçilmesi kesindir. Kimi durumlarda çeşitli varyantların bir araya getirilmesiyle seçildiği de görülmektedir. Bu seçim büyük sosyal ve politik öneme sahiptir. Çünkü seçilen varyant prestij varyantı olacaktır ve bu varyantı halihazırda konuşmakta olan kesim de bu prestiji paylaşacaktır. Türkiye Türkçesi açısından bakılacak olursa, uzun yıllar devletin ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi açıdan merkezliğini yapmış olan İstanbul’un konuşması seçilmiştir. Bu seçim dilin yapısıyla değil, tamamen karar verme ile ilgilidir.
2- Kodlanma: Yasa ya da başka bir yolla TDK, MEB gibi kurumlara yaptırım gücü verilir. Ses, biçim, söz dizimi gibi konularda standartları belirlemekte etkin olurlar. Bu kuralların bulunabileceği sözlükler, dil bilgisi kitapları, imlâ kılavuzları vb. ortaya koyarlar. Temel görevleri en az varyasyona ve en geniş kitleye ulaşmaktır. Bu standartlar belirlendikten sonra hedeflenen kitlenin bu dili öğrenmesi beklenir. Bu da okullar ve diğer kuruluşlar aracılığıyla yapılır.
3- İşlevlerin Geliştirilmesi: Seçilen varyant, devlet idaresi ve diğer yazıyla ilgili alanlarda her türlü dilsel işlevi yerine getirebilmelidir. Parlamentoda, tıbbi alanlarda, edebiyatta, mahkemede, bürokraside, eğitimde ve diğer alanlarda kullanılabilmelidir. Bunların gerçekleşmesi dil dışı unsurların ve teknik terimlerin dışarıdan katkılarını gerektirebilir.
4- Kabul: Bu seçilen varyantın standart dil olarak kabul edilmesi, sonraki nesillerce kullanılabilmesi ve yaşatılabilmesi için dili halihazırda kullanan bir elit tabakanın varlığı şarttır. Standart dil, aynı ülkeye mensup vatandaşları birleştirici ve diğer ülkelerin vatandaşlarından ayırıcı özelliğe sahip olmalıdır. Bağımsız bir standart dil çoğu zaman bir ülkenin bağımsızlığının sembolü olarak, o ülkeyi diğer ülkelerden ayıran bir unsur olarak görülür. Ülkeleri standart dil kullanmaya iten temel nedenlerden biri de bu sembolik değeridir.
Bir merkezin dilinin standart olarak toplum için uygunluğu standart dilin başarısı için yeterli değildir, bunun yanında dikkat, duyarlılık, istek ve bilgi bir standardizasyonun başarılı olması için vazgeçilmezdir. Standart dilin oluşmasındaki buraya kadar sayılan aşamalar, sosyolinguistler arasında önemli ölçüde kabul görmüştür. Ancak standart dilin kimi özelliklerinin gerekliliği hususu tartışmalıdır. Mesela bir standart dilin yazı dilindeki gibi bir de söyleyiş standardı gerektirip gerektirmediği veya yalnızca standart dilin “doru” biçimler olarak algılanması meselesi, tartışmalıdır. Ortak bir standart dile sahip ülkelerin mesela Almanya, İsviçre ve Avusturya’da olduğu gibi yazılı standartları ortak iken konuma standardı ülkeden ülkeye değişebilmekte, hatta yazı dili de ülkelere has izler taşıyabilmektedirler.
AĞIZ
Konuya dilbilimsel ölçütlerden bakacak olursak hem standart dilin hem de ağzın aynı ölçütleri kullandığını görürüz. Ancak ağızlar ile standart dilin her alanında belli ayrılıklar bulunabilir. Bu ayrılıklar söyleyişle sınırlı değildir. Ancak standart dil sürekli geliştiği ve geniş kitlelerce konuşulduğu için, ağıza göre daha karmaşık bir sözdizimine ve daha geniş kelime haznesine sahip olabilir.
Ağız ve standart dil arasındaki farklara ikinci ölçüt olarak kullanım alanını ele alabiliriz. Ağızlar bugün aile, yakın çevre ve belirli bölgelerde sözlü iletişimde kullanılırlar. Yazılı ağız metinlerine yer yer rastlansa da standart dil gibi köklü bir yazı geleneği yoktur. Standart dilde ağız özellikleri ise sadece belli durumlarda ortaya çıkar. Ancak standart dil resmi alanlarda, sözlü ve yazılı biçimde, toplumun her kesiminde kullanılan ve bölgeler üstü bir dildir.
Ağzın sınırlarını çizerken alınabilecek bir diğer ölçüt ise konuşanlar ölçütüdür. Her şeyden önce ağızlar; okur yazarlık seviyesi düşük, bulunduğu yerlerden hiçbir zaman ayrılmamış, çoğu zaman toplumca önemsiz görülen, resmi olmayan işlerde çalışan kişiler tarafından sık sık kullanılır. Buna karşılık standart dil; toplumun belli bir eğitim almış, orta ve üst tabakasını oluşturan, prestijli ve resmi işlerde çalışan kişilerce kullanılır.
Ağızlara tarihi açıdan bakılırsa, tarihi açıdan pek önemli olmayan, gerekirse vazgeçilebilecek varyantlar oldukları görülür. Hatta bu varyantlar standart dil içerisinde eritilmeye çalışılmaktadır. Gerçi ortaya çıkış şekilleri açısından standart dil kadar doğaldırlar. Ancak toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel bir merkezin dili olup standart dil seçilen bir varyantın yanında, tarihi açıdan doğal olmakla birlikte önemsiz durumdadırlar.
Ağızlara yüzeysel dağılım açısından bakılırsa belirli bölgelerle sınırlı kaldıkları görülür. Köylerde ve kültür merkezlerinden daha uzak noktalarda yoğunlaşırlar. Gerçi yoğunlaştıkları bölgelere göre genişlik de arz ederler. Örneğin Türkçe’nin ağızları Anadolu ve Rumeli ağızları olmak üzere iki kola ayrılır. Sonradan alınan belli ölçütlere göre bölge bölge ayrılabilir. Buna karşılık standart varyantlar bölgeler üstüdür. Belli bir bölgenin izini taşımaz. Yüzeysel geçerlilik alanı ağızlardan kat kat büyüktür.
İletişimsel kullanılabilirliği açısından ise ağızlar sınırlı bir işlev alanına sahiptirler. Prensip olarak bir insanın her türlü ihtiyacını karşılayacak araçlara sahip olsalar da, işlev alanları standart dilinki kadar gelişmemiştir. Anlaşılma oranı daha azdır. Buna karılık standart dilin işlev alanı sınırsızdır, gelişmiştir; ileri derecede anlaşılırlığa sahiptir.
SONUÇ
Buraya kadar sayılanlardan bir yere varacak olursak, dil coğrafyası incelemelerinde bir terim olarak kullanılabilecek olan ağız; aynı kökenden geldiği, üst sistem durumundaki bir standart dile bağlı, doğal olarak ortaya çıkmış, aile ve dost çevresinde, iş yerlerinde; okur yazarlığı az, bulunduğu yerden uzun süre ayrı kalmamış insanlarca sözlü iletişimde dilin baka türleriyle karşı karşıya gelme oranına göre değişen biçimde kullanıla kullanılan, resmi ortamlarda kullanılmasından kaçınılan, yazılı bir gelenek oluşturmamış, iletişim alanı sınırlı, bağlı olduğu üst sistemden dilin her alanında karşılıklı anlaşmanın korunacağı oranda ayrılabilen, prestiji standart dile göre daha az yerel konuşma biçimidir. Sınıflandırma ölçütlerine göre ağızların sınırları genişleyip daralabilir. Bir ağız, birden fazla alt ağzı içinde barındırabilir. Bu yüzden geniş bölge ağızları ve dar bölge ağızlarından söz edilebilir. Daha prestijli görülen bir konuşma biçimi yaygın değilse, standart varyantın beklendiği durumlarda da kullanılabilirler.
Böyle tarif edilen bir ağız, dildeki coğrafi varyantları araştırmada kullanılabilecek bir terimdir.
Standart dil ile ağızlar arasındaki farkın karşılıklı anlaşmayı ne zaman engelleyeceği belli değildir. Ayrıca üst bir dile bağlı ağızlar arasındaki anlaşılırlığı ölçmek için herhangi bir ölçüt yoktur. Burada genel geçer görüş; mesafenin artması ile anlaşılabilirliğin azalmasıdır. Ayrıca aynı üst dil altında yer alan varyantlar arasında üst dil olmadan karılıklı anlamanın imkansız olduğu durumlar da görülebilir. Arapça ve Almanca bunun Türk okuyucu için yabancı olmayan iki örneğidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)