MAZMUN
Mazmun, Arapça bir kelimedir ve "zımn" kökünden gelir. "Bazı özel kavramları ve düşünceleri ifade etmek amacıyla kullanılan kalıplaşmış kelimelere denir."
-Divan Edebiyatında orijinal mazmun (bikr-i mazmun) kullanmak maharet sayılmaktadır. )
-Her mazmun aynı zamanda birer açık istiaredir.
-Mazmunda esas olan, ilk başta anlaşılan özelliğin arkasından gizli bir anlam olmasıdır. Bu da ancak edebi sanatlarla mümkün olmaktadır.
EDEBİ SANATLAR
Burada verilen örnekleri bir bir ezberleyin derim. Ayrıca bazı mazmunlar ve anlamları kesinlikle ezberlenmelidir.
1- Mecaz-ı Mürsel
Bir sözü gerçek anlamının dışında benzetme amacı gütmeden kullanmaktır. Gerçek ve mecazi anlamlar arasında neden-sonuç, parça-bütün gibi ilişkiler bulunabilir.
Aldın hezâr büt-gedeyi mescîd eyledin
Nâkûs yerlerinde okuttun ezânları
hezâr: bülbül, bin sayısı
Nâkus yerler:Minareler, tepeler
Nâkus:eksik
büt: put, sevgili
gede: yer, mekan
büt-gede: puthane
2-Kinaye
Bir sözcüğün, benzetme amacı gütmeden, kimi zaman gerçek anlamını da kastederek kullanmaktır. "Yani gerçeği mecaz yoluyla dolaylı olarak söylemektir.
Ayağı yer mi basar zülfüner ber-dâr olanın
Zevk ü şevk verir can u seri döne döne.
ser:baş
ber-dâr:asılmak
3-Tariz
Bir sözün gerçek ve mecaz anlamının dışında büsbütün tersini kastetmektir. Bu nedenle birini ya da bir şeyi alaya almak amacıyla kullanılır.
Vefâlı yâdına benden hezâr şükran ki
Bırakmıyor beni tênha şeb-i melâlimde
yâd: hatıra
şeb: Gece
melâl: kader
3-Teşhis ve İntak
İnsan dışındaki canlı veya cansız varlıkları düşünen, duyan ve hareket eden bir insan kişiliğinde göstermek, kişiselleştirmedir. Bu varlıkları konuşturmak, intak'tır.
Lâle yaktı ciğerini gül-i handânın içün
Serviler kesdi kalın kadd-i hırâmânın içün
hırâmân:salınarak yürüyen kişi.
4-Leff ü neşr
"Müretteb leff-ü neşr ve "gayrı-müretteb leff-ü neşr" olarak ikiye ayrılır.
Bir beyit içerisinde en az iki şeyden bahsedip sonraki beyitte bu iki şeye karşılık sırasıyla birşeyler söylemek "müretteb leffü neşr'dir. " ikinci dizede sırasıyla söylemek yerine sırasız söylemek, "gayrı-müretteb" dir.
şirin: Tatlı
ruh: yanak
hal: ben(yüzdeki)
5-Tecahül-i Arif
Bilinen bir gerçeği bilmemezlikten gelmektir. Bunu yapmak için istifham ve mübalağa sanatlarından yararlanılabilir.
Edirne şehri mi ya gül-şehri me'va mıdır
Anda kasr-ı padişah-ı cenneti a'lâ mıdır
me'va: yer/yurt
6-Hüsn-i Ta'lil
Herhangi bir olayın gerçekleşmesinin nedenini hayali bir nedene bağlamaktır.
Piş ü peşinde şevk ile rü-mâl olup gider
Sâyende sana bencileyin mübtela mıdır
piş: ön sâye: gölge
bencileyin: benim gibi
7-Mübalağa
Abartma sanatıdır.
Donar soğuktan efendi semender âteşte
Bir iki gün dahi böyle eserse bu sarsar
sarsar: kışın esen rüzgar.
semender: ateşte yanmayan özel bir kuş.
8-Tezat
Birbirine karşıt nitelikleri aynı beyitte kullanmaktır.
9-Tekrir
Anlamı güçlendirmek için bazı ifadelerin tekrar tekrar kullanılmasıdır.
ter: taze
berg: pembe
sanavber: fıstıkçamı
10-Nida
Beyit içerisinde "ey", "hey" gibi ünlem ifadeleri kullanılmasıdır.
revân: akan ruh-ı revân: akan ruh, sevgili
11-İstifham
Yanıt isteme amacı olmadan soru sorma sanatıdır. Bu şekilde anlam güçlendirilir.
çeşm: göz
ebru: kaş
amber: koku
12-Telmih
Beyitlerde tarihi ya da efsanevi kişilerin adını kullanmaktır.
13-İrsal-i Mesel
Beyitlerde atasözü kullanma sanatıdır.
14-İktibas
Kur'an ya da hadislerden örnek vererek anlamı güçlendirmektir.
15-Cinas
Söylenişleri ve yazılışları bir, anlamları farklı olan iki sözcüğün aynı beyit yada bir dize içinde kullanılmasıdır. Bu yolla kurulan beyitlere tecnis denir.
dil: gönül
cemal: yüz
verd: gül
zebân: dil
cerahât:yara
16-İştikak
Aynı kökten türeyen en az iki sözcüğübir dize ya da beyit içinde kullanmaktır.
örn: kabiliyet, kâbil, makbil, makbûl vb...
17-Akis
Bir dize ya da beyitin tersyüz edilerek kullanılmasıdır.
dîde: göz
ruh: yanak
18-İade
Bir şiirin içinde her beyitin son sözcüğünü ondan sonraki beyitin ilk sözcüğü olarak kullanmaktır.
19-Tarsî
Şiirdeki sözcükleri; sayı, ölçü ve uyak bakımından birbirine denk getirmektir. Böyle yazılan şiirlere murassa denir.
n1
openai-domain-verification=dv-OuBljpPUtRiMS8p8MjoeHoG6
Şu Notu Ara:
ödev sitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ödev sitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Mart 2018 Pazartesi
Eski Türk Edebiyatı/klasik Türk edebiyatı ders notlarım
Etiketler:
araba sevdası,
bumerang,
ders,
ders notu,
edebiyat,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük,
türk,
türkiye,
twitter
Türkiye Türkçesi'ne Giriş 2. Dönem Ders Notları
Geçişli Eylem-Geçişsiz Eylem
Geçişli eylem, söz içinde bir varlık ya da nesneyi etkileyen yani "nesne isteyen" fiildir.
-açmak, dikmek, çözmek vb.
Geçişsiz eylem, gösterdiği oluş ve kılış, yapana yönelen yani, özneyi etkileyen "nesne istemeyen" fiildir.
-solmak, uyumak, erimek vb.
Söz Yapımı
Ad veya eylemlerin kök veya gövdelerine gelerek türedikleri sözcükle anlam bakımından ilişkili ama farklı yeni sözcükler türetirler. "yapım ekleri 4'e ayrılır."
1-Eylemden Eylem Yapımı
2-Eylemden Ad Yapımı
3-Addan Ad Yapımı
4-Addan Eylem Yapımı
Eylemden Eylem Yapımı
Ek alarak, eylemden türeyen eylemlerin özne ve nesneyle ilişkisi açısından görev ve anlamca tamamlanmasını sağlayan biçimine çatı denir.
Eylemler, çatılarına göre 9'a ayrılır.
1-Edilgen 5-Oldurgan
2-Etken 6-Dönüşlü
3-Dönüşlü 7-Olumsuzluk çatısı
4-İştaş 8-Zıtlık çatısı
a)Etken Eylem
Eylem kökleri etken eylem-yalın- durumda iken edilgenlik, iştaşlık vb. bildirmezler, yeni anlam ve görünüş katan ekler almazlar.
-gelmek, gitmek, pişmek
b)Edilgen Eylem
{-ıl} : öznenin, yapılan işin etkisi altında kaldığını gösteren çatıdır. Gerçek özne belli değildir.
örn: Ali camı kırdı./Cam kırıldı.
Edilgen çatılı eylemin belirtisiz nesnesi özne gibi göründüğünde "sözde özne" ismini alır.
örnekler:
seç->seç-i-l- (not: bu örnek çıkabilir)
seç(eylem kökü), i(bağlayıcı ek) , l(eylemden eylem yapan edilgen çatı eki)
{-In} : Türkçe'de asıl edilgenlik eki "-l" dir ama -n eki de edilgen eylem yapar.
del-> del-i-n- (i bağlayıcı ünlü)
"EK BİNİŞMESİ":
rast> rast-la-n-ı-l-dı 4
-n eki varken -n eki gereksizdir. Bu yanlıştır.
c)Dönüşlü Eylem
İşi yapan ve işten etkilenen kişinin aynı olduğu eylem.
{-In}
dö->döv-ü-n-
n:dönüşlülük eki
döv: fiil kökü
ü:bağlayıcı ünlü
Önemli örnek:
hasta>hasta-la-n-
hasta: isim kökü
la: isimden fiil yapan ek, "-lan, -len" şeklinde kalıplaşmıştır.
n: dönüşlülük eki
benzer örn: keder>keder-le-n-
{-Il}: üz-ü-l , yık-ı-l, sık-ı-l
{-Iş}: er-i-ş, kalk-ı-ş, dön-ü-ş
d)İştaş Eylem
Eylemin, birden fazla kişi tarafından, birlikte ya da karşılıklı yapıldığını bildiren eylemdir.
{-Iş}:
döv-ü-ş- (karşılıklı)
-ş, aynı zamanda oluş bildiren bir ektir.
güzel>güzel-le-ş
ş: oluş eki
le:isimden fiil türeten ek
e)Ettirgen Eylem
Eylemin gösterdiği işi , öznenin bir başkasına yaptırdığı anlamını taşıyan eylemdir. Geçişli bir eyleme -dIr ya da -l ekinin gelmesiyle oluşturulur.
{-dIr} : ye-dir, dol-dur, aç-tır, çiz-dir vb.
{-t-}: ara-t-, bağla-t- vb.
SIKLIK ÇATISI DURUMU:
{-klA-} say-ı-kla, sür-ü-kle vb.
{-AlA-} silk-ele, eş-ele- vb.
{-IştIr-} serp-iştir-, kar-ıştır, ol-uştur vb.
f)Oldurgan Eylem
Geçişsiz olan bir eylemin ek alıp geçişli hale gelmesi ile ortaya çıkan eylem.
{-dır-} ve {-t-} eklerini alırlar, ayrıca;
{-Ar-}: kop-ar-, çık-ar-, git-er->gider-
{-r}: Ünlü ile biten eylemlere gelmez, çoğunlukla da ç,ş,t ünsüzleriyle biten eylemlere gelir. Tek heceli eylem köklerine gelir.
uç-u-r-, bit-i-r, düş-ü-r
(-i,ı,u,ü bağlayıcı ünlü}
2- Eylemden Ad Yapma
1-Ses düşmesi sonucu oluşan isimler
kuru-g>koru-
ekşi-g>ekşi-/ekşi
Yama-g>yama- /yama
bodu-g>boya-
2- {-A} ulaç(zarf fiil) ekinin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan isimler
yar-a, sap-a, sür-e, çevir-e, öt-e (öt->geç-)
dön->yan->yen-e>yin-e
3- {-AcAk} sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan isimler
iç-ecek
ye-y-ecek>yiyecek
sil-ecek
tut-acak
4- {-Aç}: döv-eç, gül-eç, kaldır-aç
5- {-AğAn}: dur-ağan, ol-ağan, gez-egen
6- {-Ak}:
dön-ek, ürk-ek, kork-ak, kaç-ak, at-ak.
Yer adları:
dur-ak
kon-ak
bat-ak
kavuş-ak>kavşak
Alet adı:
bıç-ak, kay-ak, uç-ak, otur-ak
sanç-ak>sancak (sanç:saplamak)
7- {-An} geniş zaman sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla oluşan, fiilden türeyen sıfatlar.
yarat-an, bak-an, döv-en, böl-en vb.
8- {-Ar}: geniş zaman sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla oluşan sıfatlar.
git-er->gider- (-er: fiilden fiil yapan oldurgan çatı eki)
not: -Ir şeklinde oluşan kalıplarda -I bağlayıcı ünlü olarak alınır.
9- {-AsI}: Eylemden sıfat fiil türeten ek. Eski Anadolu Türkçesi'nde gelecek zaman sıfat fiil eki olarak kullanılmıştır.
(eli) öpülesi
canı çık-ası
gözü kör ol-ası
10- {-Av, -v}
sına-v, işle-v, tür-e-v>tür-ev, öde-v, söyle-v vb.
11- {-Ay, -y}:
ol-ay, yap-ay, dene-y, düş-ey vb.
12- {-cA]:
eğle->eğlence
söylen-ce
düşün-ce
güvegi>küveyi>küdegü>güvence
yar-a, sap-a, sür-e, çevir-e, öt-e (öt->geç-)
dön->yan->yen-e>yin-e
3- {-AcAk} sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan isimler
iç-ecek
ye-y-ecek>yiyecek
sil-ecek
tut-acak
4- {-Aç}: döv-eç, gül-eç, kaldır-aç
5- {-AğAn}: dur-ağan, ol-ağan, gez-egen
6- {-Ak}:
dön-ek, ürk-ek, kork-ak, kaç-ak, at-ak.
Yer adları:
dur-ak
kon-ak
bat-ak
kavuş-ak>kavşak
Alet adı:
bıç-ak, kay-ak, uç-ak, otur-ak
sanç-ak>sancak (sanç:saplamak)
7- {-An} geniş zaman sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla oluşan, fiilden türeyen sıfatlar.
yarat-an, bak-an, döv-en, böl-en vb.
8- {-Ar}: geniş zaman sıfat fiil ekinin kalıplaşmasıyla oluşan sıfatlar.
git-er->gider- (-er: fiilden fiil yapan oldurgan çatı eki)
not: -Ir şeklinde oluşan kalıplarda -I bağlayıcı ünlü olarak alınır.
9- {-AsI}: Eylemden sıfat fiil türeten ek. Eski Anadolu Türkçesi'nde gelecek zaman sıfat fiil eki olarak kullanılmıştır.
(eli) öpülesi
canı çık-ası
gözü kör ol-ası
10- {-Av, -v}
sına-v, işle-v, tür-e-v>tür-ev, öde-v, söyle-v vb.
11- {-Ay, -y}:
ol-ay, yap-ay, dene-y, düş-ey vb.
12- {-cA]:
eğle->eğlence
söylen-ce
düşün-ce
güvegi>küveyi>küdegü>güvence
Etiketler:
araba sevdası,
bumerang,
ders,
ders notu,
edebiyat,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük,
türk,
türkiye,
twitter
Türk Dili Tarihi'ne Giriş 2.Dönem Ders Notları
Uygurca'nın Özellikleri
1-En az üç lehçesi vardır. Bu bakımdan Köktürkçe'den ayrılır. [ny] sesinin kelime içi ve sonunda korunması ve [n] ve [y] ye dönüşmesi bunu kanıtları.
2-Köktürkçe'deki /-da/ eki hem bulunma hem de ayrılma durumunu belirtir. Uygurca'da ayrılma durumu /-dan/ dır.
3- /-b/ sesi , /-v/ ye dönüşür. (seb->sev-)
4-İyelik eki ünlü ve ünsüzlerin sonunda [-nıng] olarak bulunur. (ilig-ning)
5- [-yık] eki, "-miş" geçmişini bildirir. (Morfolojik özellik) (Karıyuk biz->yaşlandık)
6-Şimdiki zamanın sıfat fiil eki [-glI] ekidir. (Morfolojik özellik) (kör-üglü>gören)
Not: Uygurca, Türkçe'nin en zengin dönemidir.
Runik Alfabe ile Yazılmış Metinler
1-Taryat yazıtı: Uygurların kuruluşundan 753'e kadar olan dönemi anlatır.
2-Şine Usu yazıtı:Kuruluşu anlatır.
3-Kara Balasagun yazıtı:Türkçe, Çince ve Soğdca yazılmıştır; Maniheizm'in kabulünü anlatır.
4-Haytu Tamir yazıtı:Beşbalık'a doğru yol alan kişilere kutlu olsun dilekleri bulunur.
5-Gurbaçin yazıtı: -
Maniheist Uygur Edebiyatı
-Soğdca metinlerin Türkçe'ye çevrilmesiyle bulunur. Orijinal metinler sonradan ele geçmiştir.
İki Yıldız Nom(İki Kök Kitabı)
-Şahbuhragah'ın Uygurca çevirisidir.
Huastvanist(Tövbe Duası)
Hristiyan Uygur Edebiyatı
-Yukabus İncil'inden 2 yaprak, Aziz George'un ölüm acılarını anlatan bir kitap ve bir fal kitabından oluşur.
Budist Uygur Edebiyatı
Martrisimit:Sahneye konmak üzere hazırlanmış bir eserdir.
-----------------------------------
ORTA TÜRKÇE
a)Karahanlı Türkçesi
b)Harezm Türkçesi
c)Çağatay Türkçesi
d)Kıpçak Türkçesi
-Memlük Kıpçakçası
-Ermeni Kıpçakçası
e)Eski Anadolu Türkçesi
f)Volga Bulgarcası
-------------
a) Karahanlı Türkçesi
11-13.yy arası İslami Türk yazı dilidir.
Özelikleri:
-Söz içi ve söz sonu /d/ sesi, /d/'ye dönüşür
-
adak>adak (ayak)
-
-Söz içi ve söz sonu /b/, /w/'ye dönüşür.
seb->sew- (sevmek)
-/sAr/ ın sonundaki /r/ sesi düşer.
bolsar>bolsa(olsa)
-Olumsuz geniş zaman eki -mAz, -mAs 'a dönüşür.
bolmaz>bolmas
Dönem Eserleri:
-Kutadgu Bilig(Yusuf Has Hacib)
-Divan-ı Lügati't Türk (Kaşgarlı Mahmud)
-Atabetü'l Hakayık(Edib Ahmed Yükneki)
-Kur'an Tercümesi
-Divan-ı Hikmet(Hoca Ahmed Yasevi)
--------------------
KUTADGU BİLİG:
-18 ayda tamamlanmıştır.
-Tavgaç Ulug Buğra Han'a sunulmuştur.
-Mesnevi tarzında yazılmıştır.
-4 kavramı karşılayan 4 kahramanın sohbetlerini anlatmaktadır.
Hükümdar-Kün Togdı(adalet)
Vezir-Ay Toldı(saadet)
Vezirin oğlu-Ögdülmüş(akıl)
Vezirin kardeşi-Odgurmuş (akıbet)
-Mısır, Viyana ve Fergana olmak üzere üç nüshası vardır.
ATABETÜ'L HAKAYIK:
-Edib Ahmed Bin Yükneki tarafından Taşkent'te yazılmıştır.
-12-13. yy civarında yazıldığı tahmin ediliyor.
-Nüshalarındaki farklılıklar nedeniyle:
Hitabetü'l Hakayık
Gaybetü'l Hakayık
Atabetü'l Hakayık, şeklinde üç isimle anılır.
Özellikleri:
-Dörtüklerle yazılmış olup 484 mısra' dır.
-Sonunda ilaveler vardır.
-Hakkında edinilen pek çok bilgi bu ilavelerden edinilir.
-Terbiye ve ahlakı konu almıştır. İçinde ayet ve hadislerden örnekler bulunur.
-A, B, C, D şeklinde dört nüshası bulunur.
DİVAN-I LÜGAT'ÜT TÜRK
-Türk Dillerinin Sözlüğü, Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılmıştır.
-Hakkında ilk bilgiye Keşf'üz Zünun'da rastlanır.
-Kaşgarlı Mahmud, Türk diyarlarını gezmiş ve Türkçe'nin 26 lehçesini öğrenmiştir.
-Yazım amacı Araplara Türkçe'yi Öğretmektir. 1068'de Bağdat'ta yazılmaya başlanmış ve 1073'te bitmiştir.
-Eserde yalnızca dönemin canlı Türk lehçeleri değil, Türk kültürüne dair izler de bulunur.
-Fiilerin yapımının gösterildiği yerlerde, dil kurallarına, ses değişmelerine, ağız farklılıklarına değinilmiştir.
-Örnekler bir tek kelime olduğu gibi, atasözü, beyit, dörtlük ya da daha uzun parçalar şeklinde de verilmiştir.
Etiketler:
araba sevdası,
bumerang,
ders,
ders notu,
edebiyat,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük,
türk,
türkiye,
twitter
Yeni Türk Edebiyati'na Giriş-Genç Werther'in Acıları Roman İncelemesi
Roman, 1774 yılında Goethe tarafından yazılmıştır. Türü Mektup romandır. Piyasaya çıkmasının ardından Almanya'da intihar vakaları artış göstermiş. Buna "Werther sendromu" denmiştir.
Werther, şehrin bunaltıcı havasından kaçıp Wahlheim denilen, doğayla iç içe olan bir yere giden bir hukuk stajyeridir. Wahlheim'de Lotte isimli güzel ve genç bir kadınla tanışır ve ona asık olur. Bu kadın bir asilzadenin kızıdır. Werther'in askı karşılıksız değildir. Lotte de kendisine karsı birşeyler hissetmektedir. Ancak Lotte, Albert ile nişanlıdır ve "ahlaki degerler" önemli oldugundan, Werther'e rağmen onunla evlenir. Werther de, Lotte ve Albert'in aile dostu olur. Ancak dostluk ve ask arasında gidip gelen Werther kendini tutamaz. Lotte ye olan askının imkansız olduğunu anlar ve Lotte ye onu sevdiğini ve asklarının imkansız olduğunu belirten ve elveda ile biten bir mektup yazar, ve intihar eder.
Romanla İlgili Notlar
Roman, Goethe'nin hayatından izler taşımaktadır. Goethe, 1772 yılında Westzlar'da hukuk stajı yaparken, bir arkadasinın nişanlısına asık olur. Bu sırada yaşadığı duygu ve ahlak çelişkisi ona ilham olmuştur. İntihar olayı ise o donemde Goethe'nin Jarusalen isimli bir arkadasinın evli bir kadına asık olup intihar etmesinden gelmektedir. Werther, “Sturm und Drang” (Coşumculuk) akımının bütün izlerini taşıyan bir metin. Güçlü duygularla hareket etme, doğaya, çocuklara,pastoral bir hayata duyulan özlem, toplumsal kurumlara yönelik eleştiri hemen fark ediliyor. Ancak bütün bunlar yalnızca estetik bir tercihten kaynaklanmıyor; o yıllar Almanya’sının -Avrupa olarak genelleyebiliriz de- bireyi köşeye sıkıştıran koşullarını yansıtıyor! Dikkat edilirse, “doğa tercihi” romantizmin ve İngiliz gotiğinin de çok önemli bir motifi olmuştur. İnsanda derin izler bırakan şey, bir edebi metinde yazarın hayal ürünü olarak anlattıkları değil, o metinde -somut gerçekliği- yansıtan duygu ve düşüncelerdir. Werther’in yarattığı coşkunluk da, özellikle Almanya’da, anlatılanların Alman ulusal kimliği ile çakışmasından kaynaklanmıştır. Onu yaratan değil, varolanı tasvir edendir Goethe! Goethe, kişisel olanla toplumsal olan arasındaki kopmanın kaçınılmazlığını ve bunun toplumsal nedenlerini, insanın manevi yaşamı ile coşku dünyasını benzersiz bir lirizm ve çözümsel bir sezgiyle ortaya koymuştur bu romanında. Goethe’nin Werther’i, bireysel tutku, toplumsal zorunluluk ve bu tür bireysel tutkuların genel temsili anlamı arasındaki doğrudan ilişkiyi çok açık biçimde gösterir.
Werther, şehrin bunaltıcı havasından kaçıp Wahlheim denilen, doğayla iç içe olan bir yere giden bir hukuk stajyeridir. Wahlheim'de Lotte isimli güzel ve genç bir kadınla tanışır ve ona asık olur. Bu kadın bir asilzadenin kızıdır. Werther'in askı karşılıksız değildir. Lotte de kendisine karsı birşeyler hissetmektedir. Ancak Lotte, Albert ile nişanlıdır ve "ahlaki degerler" önemli oldugundan, Werther'e rağmen onunla evlenir. Werther de, Lotte ve Albert'in aile dostu olur. Ancak dostluk ve ask arasında gidip gelen Werther kendini tutamaz. Lotte ye olan askının imkansız olduğunu anlar ve Lotte ye onu sevdiğini ve asklarının imkansız olduğunu belirten ve elveda ile biten bir mektup yazar, ve intihar eder.
Romanla İlgili Notlar
Roman, Goethe'nin hayatından izler taşımaktadır. Goethe, 1772 yılında Westzlar'da hukuk stajı yaparken, bir arkadasinın nişanlısına asık olur. Bu sırada yaşadığı duygu ve ahlak çelişkisi ona ilham olmuştur. İntihar olayı ise o donemde Goethe'nin Jarusalen isimli bir arkadasinın evli bir kadına asık olup intihar etmesinden gelmektedir. Werther, “Sturm und Drang” (Coşumculuk) akımının bütün izlerini taşıyan bir metin. Güçlü duygularla hareket etme, doğaya, çocuklara,pastoral bir hayata duyulan özlem, toplumsal kurumlara yönelik eleştiri hemen fark ediliyor. Ancak bütün bunlar yalnızca estetik bir tercihten kaynaklanmıyor; o yıllar Almanya’sının -Avrupa olarak genelleyebiliriz de- bireyi köşeye sıkıştıran koşullarını yansıtıyor! Dikkat edilirse, “doğa tercihi” romantizmin ve İngiliz gotiğinin de çok önemli bir motifi olmuştur. İnsanda derin izler bırakan şey, bir edebi metinde yazarın hayal ürünü olarak anlattıkları değil, o metinde -somut gerçekliği- yansıtan duygu ve düşüncelerdir. Werther’in yarattığı coşkunluk da, özellikle Almanya’da, anlatılanların Alman ulusal kimliği ile çakışmasından kaynaklanmıştır. Onu yaratan değil, varolanı tasvir edendir Goethe! Goethe, kişisel olanla toplumsal olan arasındaki kopmanın kaçınılmazlığını ve bunun toplumsal nedenlerini, insanın manevi yaşamı ile coşku dünyasını benzersiz bir lirizm ve çözümsel bir sezgiyle ortaya koymuştur bu romanında. Goethe’nin Werther’i, bireysel tutku, toplumsal zorunluluk ve bu tür bireysel tutkuların genel temsili anlamı arasındaki doğrudan ilişkiyi çok açık biçimde gösterir.
Etiketler:
araba sevdası,
bumerang,
ders,
ders notu,
edebiyat,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük,
türk,
türkiye,
twitter
Nevilerin Gelişmesi-(Tanpınar) YeniTürk Ed. 1.sınıf-2.dönem
Hikâye ve Roman
+İlk Tercümeler ve Eserler+
Hikâye türünün başlaması da tercümelerle olmuştur. İlk tercüme edilen eser Yusf Kâmil Paşa tarafından tarafından yazılmıştır (Télémaque). Sonra Ceride-i Havâdis'te tefrika edilen "Sefiller" ve Teodor Kasap'ın Monte Kristo Kontu çevirisi ile devam eder. Yani bu ilk devrede kazanımlarımız büyük olmuştur.
Batı tarzı hikaye ise Ahmet Midhad Efendi'nin 1870'te neşrettiği Kıssadan Hisse ve Letâif-i Rivâyât'ı nın ilk beş kısmı ile başlar. 1873'te başlayıp 1875'te biten, Emin Nihad Bey'in Müsâmeretnâme'si ise ikinci bir deneme olarak kabul edilebilir. 1875'te Şemseddin Sâmi'nin Ta'aşşuk-ı Talat ve Fitnat'ı, 1876'da ise N.Kemal'in İntibah'ı ve Recaizâde'nin Araba Sevdası isimli romanı ortaya çıkar. 1880'de Cezmi, 87'de Sergüzeşt, 90'da Küçük Şeyler romanları yazılır. Tabi bu sırada Nabizâde Nazım'ın eseri tamamlanır(1885-87 arası). Ahmed Midhad Efendi'nin Letaif-i Rivâyât'ı içinde bulunan ve ilk tarihi roman olarak kabul edilen Yeniçeriler ile doğu-batı ikiliğini anlatan ilk roman Felatun Bey ve Rakım Efendi'nin yazılması, 1889'da Halid Ziya'nın Nemîde isimli romanı ve yeni hikayenin esaslarını anlatan "Hikâye" isimli esaisini de eklersek dönemin önemli gelişmelerini tamamlamış oluruz.
+Roman Okuyucusu+
Bu dönemde, batı karşısında Şinasi'nin eseri hariç, bilinçli bir taklit fikrine rastlanamaz. Galatasaray'ın açılışına kadar yabancı dil ve edebiyatlarına olan ilginin bütün çevrelerde çok az olması, desteğin yok denecek kadar az olması nedeniyle o döneme kadar edinilen bütün başarılar tesadüfidir. Bu dönem çevirileri, matbaadan sonra okumaya ilgi duyan ve memurluk yerine yazarlığı tercih etmiş kimseler tarafından yapılmış ve bu kişiler sayesinde gelişim sağlanmıştır. Bu zor dönemlerde, Reşid Paşa'nın Encümen-i Daniş denemesinin sonlandırılmasına üzülmemek elde değildir.
Aslında böyle bir akademi, ilk tercümeler konusunda çok yararlı olabilirdi. Daha hızlı yol kat' edilebilirdi. Tekrar belirtmeliyim ki Encümen-i Daniş'in kapatılması, Tanzimat döneminin en vahim olaylarından biridir. Bununla beraber, Vefik Paşa'nın Moliére'den sonra Lesage'ın Gil Blas'ını çevirmesi, başlı başına yeni bir düzen getirmeye çalışmak anlamına geliyordu. Ancak savruk üslubu yüzünden bu denemesi tamamen bir hüsran ile sonuçlanmıştır.
Yusuf Kâmil Paşa'nın Telemak'ı çevirmesi ise bu dönemde rast gelinen nadir ilerlemelerden biridir. Ancak kendisinin "eski üslubu" gereksiz ve yanlış bir zamanda kullandığını inkâr edemeyiz. Yine de bu eser bize Yunan mitolojisinin kapılarını aralamıştır. Ayrıca realite ve Hikâye arasındaki ilişkinin anlaşılması açısından önemlidir.
Dediğim gibi tesadüfi olarak edebiyatımıza katılan yenilikler olsa da, pek çok şey atlanmıştır. Aslında ne Cervantes, ne Balzac, ne Stendhal, ne de Dickens, bu dönemde çevrilmiştir. Yalnız Hugo'nun dönüm noktası sayılabilecek Sefilleri (Hikaye-i Mağdurîn) ve Voltaire'in Micromegas'ı çevrilir. Buna karşın Candide atlanmıştır. Yazım hayatına giren gençler önce çevirileri okuyup Fransızca öğreniyor, sonra Fransızca eserlerin en çok beğenilme potansiyeline sahip olanlarını çeviriyor ve halkın beğenisine sunuyorlardı. Bir süre sonra nitelikli bir okuyucu seviyesine erişince dönemin şöhret isimleri dikkati çekiyordu. Bu noktada karşımıza Teodor Kasap ve Ahmed Midhad Efendi çıkıyor. Bu ikisi, her verdikleri eserde biraz daha ustalaşıyorlardı. Okuyucu sayısının arttığına inandıkça asıl edebiyata yaklaşma istekleri artıyordu.
Bunun başka bir anlamı da "roman okuyucusu" denen kitlenin ortaya çıkmasıdır.
+Nev'in İlk Şartları+
Şuna dikkat edilmelidir ki, o dönemlerde batıdan fikrî olarak bir şeyler almamız mümkün değil. Yapmaya çalıştığımız şey, batılı hikayeyi bir nev'i olarak almaktı. Burada teknikten bahsetmiyorum. Çünkü teknik, şahsa özel bir şeydir. 1870-1880 devresinin ana özelliği aslında çok derin ve psikolojik özelliklere dayanan ve her şeyi eskisinden çok farklı bir şekilde kuran bir anlatma şeklini, işin güçlüğünü ve derinliğini bilmeden edebiyatımıza katmaktır.
Doğal olarak bu çalışmanın ilk şartı hayatla temasa geçmek, gezmek ve görmek olacaktı. Ancak imkân yetersizliğinden dolayı bizim yazarlarımız bunları yapamadılar. Bu yüzden ilk eserlerde çok yapmacık bir hava görülmektedir. Ayrıca hayatı tamamen anlamak çok güç bir işti. Ki gelin görün ki bunu Tanzimat denilen kısa dönemde yapabilecek hiç kimse yoktu.
Bu yüzden yıllarla birlikte, yavaş yavaş bunu gerçekleştirmeye çalışacaktık.
Halid Ziya'ya kadar, roman hayaliyle büyüyen hiç bir romancımız yoktur. Hepsi roman veya hikaye yazma hevesini sonradan yaşamış insanlardı.
+Eski Hikâyeden Yenisine Doğru+
İlk yerli hikayenin Ahmed Midhat Efendi'nin Kıssadan Hisse ve ardından Letaif-i Rivayat'ı ile başladığını söyledik. 25 kısımdan oluşan ve uzun bir süre içinde tamamlanan Letaif-i Rivayat, N.Kemal ve Hamid ile Türk realizminin başlangıcının temellerini atar. Kimi orijinal, kimi ise direkt olarak çevrilmiş olan bu eserler, Türk halkını okumaya alıştırmıştır.
Bununla aynı dönemdei Emin Nihad Bey'in Müsameretname'si tamamlanır. Önemli olan bu eser, birinci, ikinci ve üçüncü kişinin ağzından anlatılan 6 tane hikayeden oluşur. Bu noktada isimlere dikkat çekmek isterim. Letaif-i Rivayat, hikayelerin en güzellerinin seçildiği anlamını taşırken, Müsameretname, gece sohbetleri anlamına gelir. İki yazar da bu eski meddah hikayesini devam ettirmek istiyor olabilirlerdi.
Müsameretname'nin üslubu, Ahmed Midhat Efendi'nin ilk hikayelerindeki halk konuşmasına daha yakın üslubu ile Halk hikayelerindeki üslup arasındandır. Sonlara doğru bir N. Kemal etkisi görüldüğü de söylenebilir.
Bu ilk tecrübelerde ne psikoloji, ne canlı karakter, ne etraftaki hayatı canlandırma endişesi yoktur.
+İnsan Tâli'ine Açılış+
Genel olarak, olayların temelleri, tesadüfen doğan aşklara dayanır. Yine de bazen, gerçekçi durumlara da temas edilir. Midhat Efendi'nin Mihnetkeşân'ı bu cinsten bir eserdir. Bir hayat kadını cezalandırmak yerine, dertlerini anlatmak, bu hale nasıl geldiğini anlatmaya çalışmak, eser dışarıdan alınmış olsa bile önemlidir. Çünkü bu şekilde edebiyatımıza yeni bir tema gelmiş olur. Acıma hissi, kökünü dinden alan bir ahlakın ötesine geçer. Bu anlamda eser, sadece konusuyla, bizde insani ahlakın temellerini atmıştır.
+Müsâmeretname+
Emin Nihad Bey, ilk olarak Müslümanları Hıristiyan etmeye çalışan bir Avrupalı kadının çarpaşık oyunlarından son anda kurtulan bir Türk gencinin hikayesini anlatır. İkinci hikayesinde seyahatlerinin birinde Londra'da İngiliz bir kıza aşık olan bir Türk kaptanını anlatır. İlk hikaye, Beyoğlu'nda geçer. İkincisi ise yurt dışına çıkar. Ama ne Avrupa ne de Londra gerçeğe yakın anlatılır. Aslında neredeyse hiç alakası yoktur. Bununla birlikte hikayede kültür farklarının anlatılması ve yabancı kişilerin anlatılması, edebiyatımızda bir başlangıç olarak kabul edilebilir.
Nihad Bey, gençlerin batıya dikkatini çekmeye çalışmıştır. Ayrıca o dönemde Hıristiyanlarla evlenen Türklerin durumdan diğer yazarlar gibi etkilendiğini söylemeliyiz.
Emin Nihad Bey'in kahramanları adeta birer robottur. Yani psikolojik özelliklerine bir katre olsa da yer verilmemiştir. Ki bu dönemin eserlerinde sıklıkla buna rastlayacağız. Yabancı bir kadınla evlenen Türk erkeği modeli sık sık karşımıza çıkacaktır.
+İkinci Büyük Tema, Esaret Meselesi+
Esaretin yeni edebiyatımızda etkin olmasında yabancı erkek ve kadınlar, özellikle yabancı ve hür kadınlar büyük rol oynar. Tabii tek nedeni bu değildir. İlk örnekler karşısında alelacele başlayan bir edebiyatta günlük hayal, göze çarpan ilk detay olacaktı ve yazarlarımız bunu kullanacaktı.
Esirlik, dönemin en duygusal konularından biriydi. Daha küçük yaşta para karşılığı evlerinden koparılan ve esir edilen, zor kulanılarak diyar diyar dolaştırılan zavallı esirlerin macerasında toplumsal öğeler kendiliğinden bulunacaktı. Hamid ve Ahmed Midhat, bu maceraları kendi ailelerinden dinleyecekler ve tanıyacaklardı. O noktadan sonra Hamid'in "Vâlidem" isimli manzumesi, o neslin ortak duygularını anlatacak ve bu duygu Hamdullah Suphi'nin "Annemin Derdi" şiirine kadar sürecekti.
Bununla birlikte temanın, yazarlarımız tarafından sadece duygusal bir mevzu olarak kullanılması da önemli bir noktadır.
Doğu hikayesinde, para karşılığı esir tüccarlarına satılıp, o tüccarlar tarafından pazarlarda satılan kölelerin hikayesi çok çok bulunur. Hatta sevgililerini aramak için cariye kılığına giren sultanlar da vardır. Böyle bir hazine yazarlarımız tarafından kaçırılmamıştırç Müsameretname, Leaif-i Rivayat, İntibah, Sergüzeşt ve Zehra'da esir kadın ve erkekler her zaman bulunur. Bu durum ancak "Servet-i Fünun" edibyatıyla arka plana itilir.
Büyük bir hazine vardı ama yazarlarımız tam olarak yararlanamıyorlardı. Esirlik meselesi, eski düzende, yükselmenin yoluydu. Erkekler yüksek mevkilere gelebiliyor, kadınlar ise en iyi mevkilere gelin olarak gidebiliyordu. Ki sadece bu da değil, dayak ve işkenceyle vatanlarından koparılan esirlerin, geldikleri yerde kazanma, intikam hırsları başlı başına bir malzeme olabilirdi.
+Zihniyet Farkları +
Ahmed Midhat'ın Felatun Bey ve Rakım Efendi'sinde memlekette Tanzimat ile başlayan zengin züppe ile, memleket şartlarının yetiştirdiği tip karşılaştırılır. Hüseyin Rahmi ve Halid Ziya'ya kadar devam eder. N. Kemal'in İntibah'ında da bu konu başka yönüyle ele alınır. Gelenekler karşılaştırılmasa da duygusuzluk ve umarsızlık anlatılır. Realist olarak anılan Araba Sevdası bir taraftan alafrangalığın, diğer taraftan da yozlaşmanın eleştirisidir. Bu tür eserlerin arasına Mai ve Siyah'ı da katabiliriz.
-----------------
Fakat bu dönemde Türk romanının asıl örgüsünü teessüri mevzular oluşturur. Romanların bazılarında aile felaketleri görüldüğü gibi Taaşuk-ı Talat ve Fitnat'ta baba ve kızın evlenmesi, bazılarında da Verem'in sadece kader olarak işlendiği romanlar da görülür.
Halid Ziya'nın Nemide'sine kadar bu hastalık, esas konu olarak alınır. Zira o dönemlerde İstanbul'da verem, belli başlı realitelerden biriydi. 2. Mahmud ve Abdulmecid Verem'den ölmüşlerdir. Yeni edebiyatımızda da olduğu gibi halk bünyesinde gelişen edebiyatımızda da bu tema sık sık görülür.
Ki erkekçe ve coşkulu bir üslupla yazmaya çalışan Namık Kemal bile bundan etkilenmiştir.
Bunun yanında dışarıdan gelen kötü örnekler de bu hastalığın ön planda olmasına neden olmuştur. Avrupa romantizminde aldatılmış kız, hastlıklı kişiler büyük yer kaplar. Nabizade Nazım ve Sezai Bey gibi realist yzarlarda da bu cins kederli mevzular çok görülür. Samipaşazade Sezai'nin Sergüzeşt'inde tereddütlü bir realizm ve Servet-i Fünun'da görülen şairane ve hüzünlü hava bulunur.
+İlk Tercümeler ve Eserler+
Hikâye türünün başlaması da tercümelerle olmuştur. İlk tercüme edilen eser Yusf Kâmil Paşa tarafından tarafından yazılmıştır (Télémaque). Sonra Ceride-i Havâdis'te tefrika edilen "Sefiller" ve Teodor Kasap'ın Monte Kristo Kontu çevirisi ile devam eder. Yani bu ilk devrede kazanımlarımız büyük olmuştur.
Batı tarzı hikaye ise Ahmet Midhad Efendi'nin 1870'te neşrettiği Kıssadan Hisse ve Letâif-i Rivâyât'ı nın ilk beş kısmı ile başlar. 1873'te başlayıp 1875'te biten, Emin Nihad Bey'in Müsâmeretnâme'si ise ikinci bir deneme olarak kabul edilebilir. 1875'te Şemseddin Sâmi'nin Ta'aşşuk-ı Talat ve Fitnat'ı, 1876'da ise N.Kemal'in İntibah'ı ve Recaizâde'nin Araba Sevdası isimli romanı ortaya çıkar. 1880'de Cezmi, 87'de Sergüzeşt, 90'da Küçük Şeyler romanları yazılır. Tabi bu sırada Nabizâde Nazım'ın eseri tamamlanır(1885-87 arası). Ahmed Midhad Efendi'nin Letaif-i Rivâyât'ı içinde bulunan ve ilk tarihi roman olarak kabul edilen Yeniçeriler ile doğu-batı ikiliğini anlatan ilk roman Felatun Bey ve Rakım Efendi'nin yazılması, 1889'da Halid Ziya'nın Nemîde isimli romanı ve yeni hikayenin esaslarını anlatan "Hikâye" isimli esaisini de eklersek dönemin önemli gelişmelerini tamamlamış oluruz.
+Roman Okuyucusu+
Bu dönemde, batı karşısında Şinasi'nin eseri hariç, bilinçli bir taklit fikrine rastlanamaz. Galatasaray'ın açılışına kadar yabancı dil ve edebiyatlarına olan ilginin bütün çevrelerde çok az olması, desteğin yok denecek kadar az olması nedeniyle o döneme kadar edinilen bütün başarılar tesadüfidir. Bu dönem çevirileri, matbaadan sonra okumaya ilgi duyan ve memurluk yerine yazarlığı tercih etmiş kimseler tarafından yapılmış ve bu kişiler sayesinde gelişim sağlanmıştır. Bu zor dönemlerde, Reşid Paşa'nın Encümen-i Daniş denemesinin sonlandırılmasına üzülmemek elde değildir.
Aslında böyle bir akademi, ilk tercümeler konusunda çok yararlı olabilirdi. Daha hızlı yol kat' edilebilirdi. Tekrar belirtmeliyim ki Encümen-i Daniş'in kapatılması, Tanzimat döneminin en vahim olaylarından biridir. Bununla beraber, Vefik Paşa'nın Moliére'den sonra Lesage'ın Gil Blas'ını çevirmesi, başlı başına yeni bir düzen getirmeye çalışmak anlamına geliyordu. Ancak savruk üslubu yüzünden bu denemesi tamamen bir hüsran ile sonuçlanmıştır.
Yusuf Kâmil Paşa'nın Telemak'ı çevirmesi ise bu dönemde rast gelinen nadir ilerlemelerden biridir. Ancak kendisinin "eski üslubu" gereksiz ve yanlış bir zamanda kullandığını inkâr edemeyiz. Yine de bu eser bize Yunan mitolojisinin kapılarını aralamıştır. Ayrıca realite ve Hikâye arasındaki ilişkinin anlaşılması açısından önemlidir.
Dediğim gibi tesadüfi olarak edebiyatımıza katılan yenilikler olsa da, pek çok şey atlanmıştır. Aslında ne Cervantes, ne Balzac, ne Stendhal, ne de Dickens, bu dönemde çevrilmiştir. Yalnız Hugo'nun dönüm noktası sayılabilecek Sefilleri (Hikaye-i Mağdurîn) ve Voltaire'in Micromegas'ı çevrilir. Buna karşın Candide atlanmıştır. Yazım hayatına giren gençler önce çevirileri okuyup Fransızca öğreniyor, sonra Fransızca eserlerin en çok beğenilme potansiyeline sahip olanlarını çeviriyor ve halkın beğenisine sunuyorlardı. Bir süre sonra nitelikli bir okuyucu seviyesine erişince dönemin şöhret isimleri dikkati çekiyordu. Bu noktada karşımıza Teodor Kasap ve Ahmed Midhad Efendi çıkıyor. Bu ikisi, her verdikleri eserde biraz daha ustalaşıyorlardı. Okuyucu sayısının arttığına inandıkça asıl edebiyata yaklaşma istekleri artıyordu.
Bunun başka bir anlamı da "roman okuyucusu" denen kitlenin ortaya çıkmasıdır.
+Nev'in İlk Şartları+
Şuna dikkat edilmelidir ki, o dönemlerde batıdan fikrî olarak bir şeyler almamız mümkün değil. Yapmaya çalıştığımız şey, batılı hikayeyi bir nev'i olarak almaktı. Burada teknikten bahsetmiyorum. Çünkü teknik, şahsa özel bir şeydir. 1870-1880 devresinin ana özelliği aslında çok derin ve psikolojik özelliklere dayanan ve her şeyi eskisinden çok farklı bir şekilde kuran bir anlatma şeklini, işin güçlüğünü ve derinliğini bilmeden edebiyatımıza katmaktır.
Doğal olarak bu çalışmanın ilk şartı hayatla temasa geçmek, gezmek ve görmek olacaktı. Ancak imkân yetersizliğinden dolayı bizim yazarlarımız bunları yapamadılar. Bu yüzden ilk eserlerde çok yapmacık bir hava görülmektedir. Ayrıca hayatı tamamen anlamak çok güç bir işti. Ki gelin görün ki bunu Tanzimat denilen kısa dönemde yapabilecek hiç kimse yoktu.
Bu yüzden yıllarla birlikte, yavaş yavaş bunu gerçekleştirmeye çalışacaktık.
Halid Ziya'ya kadar, roman hayaliyle büyüyen hiç bir romancımız yoktur. Hepsi roman veya hikaye yazma hevesini sonradan yaşamış insanlardı.
+Eski Hikâyeden Yenisine Doğru+
İlk yerli hikayenin Ahmed Midhat Efendi'nin Kıssadan Hisse ve ardından Letaif-i Rivayat'ı ile başladığını söyledik. 25 kısımdan oluşan ve uzun bir süre içinde tamamlanan Letaif-i Rivayat, N.Kemal ve Hamid ile Türk realizminin başlangıcının temellerini atar. Kimi orijinal, kimi ise direkt olarak çevrilmiş olan bu eserler, Türk halkını okumaya alıştırmıştır.
Bununla aynı dönemdei Emin Nihad Bey'in Müsameretname'si tamamlanır. Önemli olan bu eser, birinci, ikinci ve üçüncü kişinin ağzından anlatılan 6 tane hikayeden oluşur. Bu noktada isimlere dikkat çekmek isterim. Letaif-i Rivayat, hikayelerin en güzellerinin seçildiği anlamını taşırken, Müsameretname, gece sohbetleri anlamına gelir. İki yazar da bu eski meddah hikayesini devam ettirmek istiyor olabilirlerdi.
Müsameretname'nin üslubu, Ahmed Midhat Efendi'nin ilk hikayelerindeki halk konuşmasına daha yakın üslubu ile Halk hikayelerindeki üslup arasındandır. Sonlara doğru bir N. Kemal etkisi görüldüğü de söylenebilir.
Bu ilk tecrübelerde ne psikoloji, ne canlı karakter, ne etraftaki hayatı canlandırma endişesi yoktur.
+İnsan Tâli'ine Açılış+
Genel olarak, olayların temelleri, tesadüfen doğan aşklara dayanır. Yine de bazen, gerçekçi durumlara da temas edilir. Midhat Efendi'nin Mihnetkeşân'ı bu cinsten bir eserdir. Bir hayat kadını cezalandırmak yerine, dertlerini anlatmak, bu hale nasıl geldiğini anlatmaya çalışmak, eser dışarıdan alınmış olsa bile önemlidir. Çünkü bu şekilde edebiyatımıza yeni bir tema gelmiş olur. Acıma hissi, kökünü dinden alan bir ahlakın ötesine geçer. Bu anlamda eser, sadece konusuyla, bizde insani ahlakın temellerini atmıştır.
+Müsâmeretname+
Emin Nihad Bey, ilk olarak Müslümanları Hıristiyan etmeye çalışan bir Avrupalı kadının çarpaşık oyunlarından son anda kurtulan bir Türk gencinin hikayesini anlatır. İkinci hikayesinde seyahatlerinin birinde Londra'da İngiliz bir kıza aşık olan bir Türk kaptanını anlatır. İlk hikaye, Beyoğlu'nda geçer. İkincisi ise yurt dışına çıkar. Ama ne Avrupa ne de Londra gerçeğe yakın anlatılır. Aslında neredeyse hiç alakası yoktur. Bununla birlikte hikayede kültür farklarının anlatılması ve yabancı kişilerin anlatılması, edebiyatımızda bir başlangıç olarak kabul edilebilir.
Nihad Bey, gençlerin batıya dikkatini çekmeye çalışmıştır. Ayrıca o dönemde Hıristiyanlarla evlenen Türklerin durumdan diğer yazarlar gibi etkilendiğini söylemeliyiz.
Emin Nihad Bey'in kahramanları adeta birer robottur. Yani psikolojik özelliklerine bir katre olsa da yer verilmemiştir. Ki bu dönemin eserlerinde sıklıkla buna rastlayacağız. Yabancı bir kadınla evlenen Türk erkeği modeli sık sık karşımıza çıkacaktır.
+İkinci Büyük Tema, Esaret Meselesi+
Esaretin yeni edebiyatımızda etkin olmasında yabancı erkek ve kadınlar, özellikle yabancı ve hür kadınlar büyük rol oynar. Tabii tek nedeni bu değildir. İlk örnekler karşısında alelacele başlayan bir edebiyatta günlük hayal, göze çarpan ilk detay olacaktı ve yazarlarımız bunu kullanacaktı.
Esirlik, dönemin en duygusal konularından biriydi. Daha küçük yaşta para karşılığı evlerinden koparılan ve esir edilen, zor kulanılarak diyar diyar dolaştırılan zavallı esirlerin macerasında toplumsal öğeler kendiliğinden bulunacaktı. Hamid ve Ahmed Midhat, bu maceraları kendi ailelerinden dinleyecekler ve tanıyacaklardı. O noktadan sonra Hamid'in "Vâlidem" isimli manzumesi, o neslin ortak duygularını anlatacak ve bu duygu Hamdullah Suphi'nin "Annemin Derdi" şiirine kadar sürecekti.
Bununla birlikte temanın, yazarlarımız tarafından sadece duygusal bir mevzu olarak kullanılması da önemli bir noktadır.
Doğu hikayesinde, para karşılığı esir tüccarlarına satılıp, o tüccarlar tarafından pazarlarda satılan kölelerin hikayesi çok çok bulunur. Hatta sevgililerini aramak için cariye kılığına giren sultanlar da vardır. Böyle bir hazine yazarlarımız tarafından kaçırılmamıştırç Müsameretname, Leaif-i Rivayat, İntibah, Sergüzeşt ve Zehra'da esir kadın ve erkekler her zaman bulunur. Bu durum ancak "Servet-i Fünun" edibyatıyla arka plana itilir.
Büyük bir hazine vardı ama yazarlarımız tam olarak yararlanamıyorlardı. Esirlik meselesi, eski düzende, yükselmenin yoluydu. Erkekler yüksek mevkilere gelebiliyor, kadınlar ise en iyi mevkilere gelin olarak gidebiliyordu. Ki sadece bu da değil, dayak ve işkenceyle vatanlarından koparılan esirlerin, geldikleri yerde kazanma, intikam hırsları başlı başına bir malzeme olabilirdi.
+Zihniyet Farkları +
Ahmed Midhat'ın Felatun Bey ve Rakım Efendi'sinde memlekette Tanzimat ile başlayan zengin züppe ile, memleket şartlarının yetiştirdiği tip karşılaştırılır. Hüseyin Rahmi ve Halid Ziya'ya kadar devam eder. N. Kemal'in İntibah'ında da bu konu başka yönüyle ele alınır. Gelenekler karşılaştırılmasa da duygusuzluk ve umarsızlık anlatılır. Realist olarak anılan Araba Sevdası bir taraftan alafrangalığın, diğer taraftan da yozlaşmanın eleştirisidir. Bu tür eserlerin arasına Mai ve Siyah'ı da katabiliriz.
-----------------
Fakat bu dönemde Türk romanının asıl örgüsünü teessüri mevzular oluşturur. Romanların bazılarında aile felaketleri görüldüğü gibi Taaşuk-ı Talat ve Fitnat'ta baba ve kızın evlenmesi, bazılarında da Verem'in sadece kader olarak işlendiği romanlar da görülür.
Halid Ziya'nın Nemide'sine kadar bu hastalık, esas konu olarak alınır. Zira o dönemlerde İstanbul'da verem, belli başlı realitelerden biriydi. 2. Mahmud ve Abdulmecid Verem'den ölmüşlerdir. Yeni edebiyatımızda da olduğu gibi halk bünyesinde gelişen edebiyatımızda da bu tema sık sık görülür.
Ki erkekçe ve coşkulu bir üslupla yazmaya çalışan Namık Kemal bile bundan etkilenmiştir.
Bunun yanında dışarıdan gelen kötü örnekler de bu hastalığın ön planda olmasına neden olmuştur. Avrupa romantizminde aldatılmış kız, hastlıklı kişiler büyük yer kaplar. Nabizade Nazım ve Sezai Bey gibi realist yzarlarda da bu cins kederli mevzular çok görülür. Samipaşazade Sezai'nin Sergüzeşt'inde tereddütlü bir realizm ve Servet-i Fünun'da görülen şairane ve hüzünlü hava bulunur.
Etiketler:
araba sevdası,
cemal süreya,
ders,
ders notu,
edebiyat,
edebiyat tarihi,
ekşi,
garip akımı,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
ikinci yeni,
orhan veli,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük
Romanda Realizm ve Naturalizm Tecrübeleri(Tanpınar, Yeni Türk E., 1. sınıf 2. dönem)
Nabizade'ye gelince, Karabibik hikayesiyle realist, hatta naturalist bir köylü edebiyatının bir örneğini veren bu yazar bazı eserlerinde (özellikle Zehra'da) bunu bayağı ilerletmiş ve psikolojik tahlillere varan incelemeler yapmıştır.
1880-1885 yılları arası, Türk edebiyatında yeni bir devre doğru hazırlık dönemi olarak kabul edilebilir. ,ahmet Midhat Efendi, yeni öğrendiği Fransızca'sını Thérése Raquin'de deneyimleyen Muallim Naci, biyoloji meraklısı ve ilerleme fikri müdavimlerinden Beşir Fuad Bey, Namık Kemal mektebi üyesi olmasına rağmen Türk hikayesinin gidişatından memnun olmayan ve mukaddimesiyle adeta realizm'in esaslarını anlatan Samipaşazade Sezai ve Kara Bibik'i ile Nabizade Nazım sonra Halid Ziya ve Recaizade bu yeni edebiyat anlayışını hazırlıyorlardı.
Elbette bu hikayelerin eksik yanları da bulunuyordu. Öncelikle insanımızı tanıyamamak bunlardan biriydi. Ki bu sorun o dönemdeki tiyatromuzda da görülüyordu. Bu doğal bir sonuç. Çünkü toplumu tanımak, hayatı tanımak emek ve zaman istiyordu. O dönemde harcanan birkaç yıllık çaba ile birden ortaya çıkamazdı ama sonrası için güzel bir yatırımdı.
1870 ve 1889 arası Türk hikayeciliğini kuranlar, tıpkı tiyatroyu tesis edenler batıdan gelen sanatlarla uğraşanlar gibi yardımdan mahrum ve bir başına idi. Toplum hakkında bilgileri azdı. Gelişen toplumsal olayları göremiyorlardı. Örneğin Namık Kemal devlet bünyesinde bir yenilik peşindeydi ama "kişileri" yığın olarak görmekten öteye gidemedi. Hikayeleri, romanları çok okunan Ahmet Midhat etrafındaki hayatla babacan bir kucaklaşmadan öte bir ilişki yaşayamadı. Rodos'ta mapushanelerde okullar kuracak kadar hizmet etmeyi sever ama "kişi" kavramını çözdüğü meçhuldür.
Diğer yandan, yazarlarımız, Avrupa gibi derin bir kültürün karşısında olduklarını düşünmeden, dönem, zaman ve dünya görüşü gözetmeksizin, seçtikleri eserleri hemen Edebiyatımıza geçirmeye çalışıyorlardı.
Batı dünyasının o hassas ölçüsünün ve zevkinin farkına varan Ziya Paşa da "Harabat"ında kültürümüzle batı arasındaki farktan korktuğunu belli ediyordu. Bu farklar zamanla ve çabayla ortadan kalkacaktı elbette.
Bütün bunların yanında bu sanatların başarılı olması için hem dilin hem de insana bakış açısının değişmesi gerekiyordu.
+Tariften Tasvire+
Her medeniyette sanatlar birbiriyle etkileşim yaşar. Örneğin eski edebiyatımızda minyatür sanatını, çini ve yazı sanatları görülür. Sanatımıza bazeen başka malzemeler girer. Başka eller değer. İşte batı edebiyatı da bizi bu şekilde etkilemiştir. 19. Asır romanında Balzac ile başlayan resim etkisini görmemek mümkün değildir.
O güne kadar divan şiirinden ve resmi kalemlerden gelen yazılarda bu özellik aranmamıştı. Namık Kemal'e kadar. Yeni nesirle Namık Kemal bize tabiatı, Ahmed Midhat ise özel hayatı acemice anlatmaya çalışırlar. İntibah ile Cezmi arasında edebiyatımız dış dünya ile ilk büyük tanışmasını ve etkileşimini yaşar.
Tam tasvire belki erişilemez ama Recaizade ve Ahmed Midhat'tan farklı olarak Cezmi, bazı tasvirler ve portrelerle batıya daha yakındır. Ancak hakiki dilini bulamadığı için, duygu ve ihtirasın yerini hisler alır.
Aynı acemilik, dönemin başarılı isimlerinden Samipaşazade'nin Sergüzeşt'inde de açık olarak görülür. Haremik-selamlık düzeni, yaşanan aşkların perde arkasında yaşanması özel hayatı etkilediği için çevreye ve gerçek hayata daha uzak kalındığını da eklersek, o dönemin Türk hikayesinin şartlarını tamamlamış oluruz.
Etiketler:
araba sevdası,
cemal süreya,
ders,
ders notu,
edebiyat,
edebiyat tarihi,
ekşi,
ekşi sözlük,
facebook,
gazeteci,
hikaye,
hürriyet,
orhan veli,
ödev,
ödev sitesi,
radikal,
roman,
roman özeti,
sözlük
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)