n1

openai-domain-verification=dv-OuBljpPUtRiMS8p8MjoeHoG6

Şu Notu Ara:

şeyhülislam yahya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeyhülislam yahya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2018 Pazartesi

Şeyhülislam Yahya

Şeyhülislam Yahya

 Şeyhülislam Bayramzâde Zekeriya Efendi’nin (ö. 1001/1593) oğlu olan Yahyâ Efendi 960/1552’de İstanbul’da doğmuştur. Kültürlü bir çevrede yetişen şair, başta babası olmak üzere zamanın önemli bilginlerinden dersler almıştır. 

 Yahyâ, İstanbul’da çeşitli medreselerde müderrislik görevinde bulunduktan sonra sırasıyla, Şam, Mısır, Bursa, Edirne ve İstanbul kadılıklarında bulunmuştur. Daha sonra iki defa Rumeli kazaskerliği görevinde bulunan şair, Sultan II. Osman’ın şehit edilmesinin ardından 1031/1622 yılında şeyhülislam olmuştur. 

 Şeyhülislam Yahya devrin diğer ulemasıyla birlikte, Sultan I. Mustafa’nın devlet işlerini yürütmekten acizliği sebebiyle tahttan indirilmesine fetva vermiş, yerine çocuk denecek bir yaşta IV. Murad tahta çıkarılmıştır. 

 Sadrazam Kemankeş Kara Ali tarafından 1032/1622 yılında şeyhülislâmlıktan azledilen şair, üç yıl aradan sonra tekrar aynı göreve atanmış fakat 1040/1631’deki ayaklanan sipahilerin ısrarıyla yeniden görevinden alınmıştır. 

 Bir süre Topkapı civarında Şeyh Sinan köyündeki çiftliğinde inzivaya çekilen şair, 1043/1634 yılında yeniden şeyhülislamlığa getirilmiş ve Sultan IV. Murad’ın yakın dostluğunu kazanarak hayatının en parlak dönemini yaşamıştır. IV. Murad’ın ölümünden sonra Sultan İbrahim döneminde de makamını korumayı başaran Yahya, görevi başındayken 1053 / l644’te ölmüştür. 

 Şeyhülislamlık görevinde yaklaşık 18 yıl kalan şair, nüktedan, adaletten taviz vermeyen tavizsiz tavrı, dürüst kişiliği ve uzak görüşlülüğü ile etrafında daima saygı ve sevgi görmüştür. Kaynaklarda bu yönüyle ilgili birçok anekdot anlatılmaktadır. 

 Yahyâ’nın en önemli eseri Dîvân’ıdır. Matbu nüshanın (İstanbul 1334) başında şairin hayatıyla ilgili İbnülemin M. Kemal İnal’ın uzun bir girişi vardır. Eserde ağırlığı 349 şiirle gazelleri oluşturur. Kasidelerinin sayısı ise oldukça azdır. Dîvân’ın tenkitli metni de yayımlanmıştır. 

 Bunun dışında, Ferâ’iz Manzumesi Şerhi, Kasîde-i Bürde Tahmisi, Nigâristân Çevirisi, Fetavâ-yı Yahyâ adlı eserleri de vardır. 

 Yahyâ Efendi, klasik şiirin önemli isimlerinden biridir. Yazdığı gazellerle genç yaşında meşhur olan, diğer şairlerin takdirini kazanan şair, Bâkî’den Nedîm’e ulaşan çizgide önemli bir köprü olmuştur. 

 Nedîm, onun hakkında “Nef’î vâdi-i kasâ’idde suhan-perdâzdur / Olamaz ammâ gazelde Bâkî vü Yahyâ gibi” diyerek onun gazel sahasında üstat isimlerinden biri olduğunu söylemiştir. 

 Şiirleri, bir şeyhülislam olmasına karşılık genellikle rindane ve âşıkanedir. Şiirlerinde İlahî aşk ile gam ve keder yer bulamamıştır. Dini konulara da çok az yer vermiştir. Şiiri, aşk, şarap, saki, meyhane teması etrafında döner. Bu konudaki içten düşüncelerini başarıyla mısralara döker. 

 Yahya, bu özelliği sebebiyle Fatih Camii vaizlerinden Kadızadelerden Hurşit Çavuşoğlu isimli şeyh tarafından, “Mescidde riyâ-pîşeler etsin ko riyâyı / Mey-hâneye gel kim ne riyâ var ne mürâyî” beyti sebebiyle kâfirlikle suçlanmıştır (İbnülemin M. K. İnal, Dîvân- ı Yahya,İst.1334, s.9-10). 

 Bu yüzyılda klasik üslubun en önemli temsilcisi olan Yahyâ, Bâkî etkisinde kalmakla birlikte onun kadar sanata düşkün bir şair değildir. Şiirlerinde içten, akıcı, yalın bir söyleşiş vardır. Kelime oyunlarına, külfetli söyleyişlere rağbet etmez. Mahallî unsurlar, bulunduğu çevreyle ilgili tasvirler şiirlerinde önemli bir yer tutar. 

 Gazellerinin bir kısmı bestelenen şair, kelimeleri ve mahallî deyişleriyle konuşulan İstanbul Türkçesini en güzel kullanan isimlerden biridir.

Şeyhülislam Yahya'nın Gazelleri ve Metin Şerhi

mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün

Ne meclisler kurılmışdur ne sâgârlar sürilmişdür 
Mahabbet bâdesine benzer olmaz hep görilmişdür
“Ne meclisler kurulmuş, ne kadehler sunulmuştur; fakat aşk badesine benzer bir şarap olmadığı her zaman görülmüştür.”

Gönül mir’âtını sad-pâre gördüm râh-ı zilletde 
Mukarrer bir cefâ-cû seng-dil yâre urılmışdur
“Gönül aynasını bu perişanlık yolunda yüz parça olmuş gördüm. Onun cefa etmeyi seven, taş gönüllü bir sevgiliye vurulmuş olması kesindir.”

Senün bûy-ı dil-âvîzünle bahse eylemez cür’et 
Buhûr-ı Meryemün ey gonce-fem gûşı burılmışdur 
“Ey gonca ağızlı sevgili! Siklamen çiçeğinin kulağı burulmuştur. Bu sebeple Senin gönül çekici kokunla bahse girmeye cesaret edemez.”

Dilâ âlem yıkılmaz göklere âhun direk olsa
Bu çetr-i lâciverdi anun üstine kurılmışdur
“Ey gönül, ahın(dan) çıkan dumanın göklere direk olsa dünya yıkılmaz; bu lacivert çadıra (benzeyen gökyüzü) onun üstüne kurulmuştur.”

Dil-i meyyâl o servün hâk-i pâyinde karâr etmiş 
Bulandı bir zaman Yahyâ hele şimdi durılmışdur
“Bu arzulu gönül, o servi boylu güzelin ayağının toprağında karar kılmıştır. Yahya, bir zaman bulanmıştı, hele şükür şimdi durulmuştur.”


---------


fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Birbirine girdiler dûlâblarla âblâr 
Âblâr gâlib olınca döndüler dûlâblar
“Sularla dolaplar birbirine girdi. Sular galip gelince dolaplar dönmeye başladı.”

Ey melâhat bahrı nâfı sabâ vasf itmese 
Ugramazlardı göbek burmasına gird-âblar 
“Sabah rüzgârı bu güzellik denizinin göbeğine dokunmasaydı, girdaplar böyle göbek burmasına uğramazlardı (dönüp durmazlardı).”

Ârızı üzre ser-i zülfi düşer mikrâzdan 
Gûyiyâ dil-ber kitâb-ı hüsnini i’râblar
“Makasla kesilmiş gibi yanağının üzerine düşen saçlarının ucu, sanki sevgilinin güzellik kitabını gösterir.”

Kalmışuzdur bâdenün keyfiyetin idrâkden 
Aklumuz almışdur ey sâkî o la’l-i nâblar
“Şarabın mahiyetini anlamaktan aciz kalmışızdır. Ey sakî, o saf lal gibi dudaklar aklımızı almıştır!”

Pertev-i ruhsâr-ı sâkî şu’le-i câm-ı şarâb 
Ayşa âgâz eyle Yahyâ geçmedin meh-tâblar
“Bir yanda sakinin yanağının ışıkları, bir yanda şarap kadehinin alevleri… Yahya, mehtap geçip gitmeden eğlenceye başla.”