n1

openai-domain-verification=dv-OuBljpPUtRiMS8p8MjoeHoG6

Şu Notu Ara:

naili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
naili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2018 Pazartesi

Na'ilî

Nâil'î

 Türk edebiyatında Sebk-i Hindî üslubunun en önemli temsilcisi olan Nâ'ilî, manastırlı Na’ilî’den ayrılması için Nâ’ilî-i Kadîm olarak tanındı. İstanbul’da doğan şairin asıl adı Ahmed’dir. 

 Arapça ve Farsçaya hâkimiyete iyi bir eğitim gördüğünü göstermektedir. Eğitimini tamamladıktan sonra babası gibi Divan-ı Hümayun’da kâtip olarak çalıştı. Genç yaşta anne ve basını kaybetmesi sebebiyle aldığı maaşla geçinmeye çalıştı. 

 Dönemin padişahları IV. Murat ve IV. Mehmed’e kasideler sundu. Fakat sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa’nın gazabına uğrayarak sürgüne gönderildi. Edirne’de, Fazıl Ahmed Paşa’ya sunduğu kasidelerle affını istedi. İsteğinin kabulü üzerine 1654 yılında İstanbul’a döndü. 

 Kaynaklarda sıkıntılı bir hayat geçirdiği ve hastalıklı bir bünyeye sahip olduğu belirtilen şair 1077/1666 yılında İstanbul’da vefat etti. 

 Şairin tek eseri olan Divân'ıdır. Eserin tenkitli metni Halûk İpekten tarafından yayımlanmıştır (1970). Dîvân, 2 münacat, 1 terkib-i bend, 34 kaside, 4 müseddes, 1 tahmis, 390 gazel, 1 müstezat, 18 kıta, 8 rubai, 11 şarkı ve 6 tarihten oluşmaktadır. bulunmaktadır. 

 Şiirlerinde söylenmemiş, orijinal hayaller ve az sözle çok şey anlatma peşinde koşan şair, anlam derinliği, geniş hayalleri, mübalağalı söyleyişleri ve alışılmamış kelime ve tamlamalarıyla muğlak, anlaşılması güç bir üsluba sahiptir. Şiirlerinde en çok görülen sanat mübalağa, telmih ve tezattır. 

 Kasidelerinde Nef'î’den etkilenmiştir. Nâ'ilî'nin kasidelerinde genellikle nesib ve teşbib bölümleri yer almaz. O da, Nef’î gibi doğrudan fahriyeyle kasidesine başlar ve şiirini “ilhâm-ı Hak” olarak görür. Na’ilî asıl kudretini ise gazellerinde göstermiştir. Gazelleri genellikle tasavvufidir. 

 Şiirinde anlam ve hayal ön plandadır. Üslubunda, soyutu somutlaştıran, zincirleme tamlamalar üslubunu ağırlaştırmıştır. Bestelenmek amacıyla kaleme alınan şarkılarında ise sade bir dil kullanmıştır. 

 Çektiği acılar ve sıkıntılar şiirine de yansımıştır. Istırap şiirlerinde önemli bir yer tutar. Bunda çektiği acılar ve hassas bir kişiliğe sahip olması kadar Sebk-i Hindî’de ıstırap motifinin önemli bir yer tutmasının da etkisi vardır. 

Nail'i Gazelleri

Nail'î Gazelleri


Hevâ-yı aşka uyup kûy-ı yâra dek giderüz 
Nesîm-i subha refîküz bahâra dek giderüz 
“Aşkın havasına uyup sevgilinin mahallesine kadar gideriz. Sabah rüzgârına arkadaşız, bahara kadar gideriz.”

Palâs-pâre-i rindî be-dûş u kâse be-kef 
Zekât-ı mey verilür bir diyâra dek giderüz 
“Sırtımızda rintliğin eski püskü yırtık elbisesi, elimizde kâse şarabın zekatının verildiği bir diyara dek gideriz.”

Tarîk-i fâkada hem-kefş olup Senâ’îye 
Cenâb-ı Külhanî-i Lâyhâra dek giderüz
“Dünyadan ilgiyi kesme yolunda, Senaî ile yoldaş olup Külhanî-i Lâyhâr hazretlerine kadar gideriz.”

Virüp tezelzül-i Mansûrı sâk-ı arşa temâm 
Hudâ Hudâ diyerek pây-ı dâra dek giderüz 
“Mansur’un sarsıntısını arşın baldırlarına ulaştırıp, Allah Allah diyerek dar ağacına kadar gideriz.”

Ederse kand-i lebin hâtır-ı mezâka hutûr 
Diyâr-ı Mısra degül Kandehâra dek giderüz
“Senin dudağının lezzeti hatıra geldiğinde, Mısır’a değil Kandenar’a dahi gideriz.”

Felek girerse kef-i Nâ’ilîye dâmânun 
Seninle mahkeme-i Girdgâra dek giderüz
“Ey felek! Eğer eteğin Nailî’nin eline düşerse seninle Allah’ın mahkemesine kadar gideriz.”

-------

Gül hâra düştü sîne-figâr oldu andelîb 
Bir hâra baktı bir güle zâr oldu andelîb 

Şehnâme-hânlık eyledi Keyhusrev-i güle 
Destân-serâ-yı sebz ü bahâr oldu andelîb 

Feryâda başladı yine her perri hârdan 
Dîvân-serâ-yı gülde hezâr oldu andelîb 

Gül gördü pâre pâre ciger gonca gark-ı hûn 
Memnûn-ı zahm-ı hancer-i hâr oldu andelîb 

Ey Nâilî vedâ’-ı gül ü bâğ u râğ idüp 
Mehcûr-ı yâr u dâr u diyâr oldu andelîb