n1

openai-domain-verification=dv-OuBljpPUtRiMS8p8MjoeHoG6

Şu Notu Ara:

genel edebiyat bilimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genel edebiyat bilimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2018 Pazartesi

Realizm- (Gürsel Aytaç /Genel Edebiyat Bilimi)

Realizm- (Gürsel Aytaç /Genel Edebiyat Bilimi)

Akım olarak Realizm hemen hemen bütün Avrupa edebiyatlarında 1830 ile 1880 arası elli yılı kapsar. Başlangıcı, Romantizmin sonlarına ulaşmasının ardından olmuştur, bitişi de sanat görüşlerindeki Naturalizmle son bulan aşınlaşmadır. Realizmin temelinde, gerçeklik anlayışında, sanatın görevleri konusunda hümanizm, Klasisizm ve Romantizmin görüşleriyle hiç uyuşmayan bir anlayış vardır. Realistlere göre sanat, insan hayatının, titiz bir gözlem ve dakik bir analize dayalı hakiki bir tablosunu sunmalıydı. Bunun biçimsel göstergeleri, gerçekçi bir tıpatıplık gösteren tasvirler, net çevre ve kişi betimlemeleridir.

Realizm, önce bir felsefe kavramıydı, sonra ona bağlı olarak edebiyat bilimi ve sanat tarihi, hatta tarih ve diğer bilimlerde kullanılır oldu. Bir bilim kavramı olarak Realizm, duyulada algılanabilir gerçekliği esas alan bir düşünsel tutumdur, yani idealizmin karşıtıdır. Edebiyatta bir akımın adı olmanın ötesinde bir de genel üslup özelliğidir. "Realist üslup" denince kastedilen, var olan gerçekleri ve ilişkileri gerçeğe sadık bir şekilde işlerneyi amaç edinen bir tutumdur. Karşıtı olduğu idealist üslupta ise nesneleri ya idealize ederek muğlaklaştırmaktan, ya da daha başından akıldışı konuları seçmekten söz edilebilir. Realist üslôp her dönemde çeşitli yazarların farklı çağlarında kendini gösterebilir. Mesela Euripides'in trajedileri, Aristophanes'in komedileri, geç Roma edebiyatı, hatta geç Ortaçağ fablleri, Boccaccio'nun novelleri, hicivler realist üslup örnekleridir. Keza 17. yüzyılda Grimmelshausen 'ın ayrıntılı tıpatıp günlük hayat tabloları, 18. yüzyılda Fielding'in ve Richardson'un "içsel gerçeklik" tasvirleri ... Schiller, Über naive und sentimentalische Dichtung (1795-96) (Sade ve Duygusal Edebiyat Üzerine) başlıklı yazısında Realizme bir üslup çeşidi olarak değinmiştir.

 Bir edebiyat akımı niteliğiyle Realizmin kuram ve uygulamasında Fransa öncüdür. Sert bir toplum eleştirisi ve burjuva karşıtı tutumu Fransız Realizminin en belirgin özellikleridir. Madame Bovary (1857) romanıyla G. Flaubert, Le rouge et le noir (1830) (Kırmızı ve Siyah) romanıyla Stendhal, La c -omedie kumaine (1829-54) romanlar dizisi ile H. de Balzac ve Goncourt Kardeşler, Realizmin klasiklerini yaratmışlardır. J. Chaınpfleury ise Le realizme (1857) başlıklı yazılarıyla Realizmin üslfip ve akım özelliklerini tespit etmiştir.·

Alman edebiyatında Büchner, Grabbe, Immermann, DrosteHülshoff, H. Reine gibi yazar ve şairleriyle Junges Deutschland ve Vormarz ekolleri Realizmin öncüleri sayılır. Ancak 1848 Devriminden sonra Almanya' da Realizm belli bir akım olmuştur. Realizmin Alman çeşitlenmesi olarak O. Ludwig, poetischer Realismus (şiirsel gerçekçilik) terimini yerleştirmiştir. "Şiirsel gerçekçiliğin'' Fransız Realizminden farkı, toplum eleştirisinde çok daha hafif kalışıdır; gerçekliği bir türlü titiz yansıtma çabasına rağmen "şiirsel" bir törpüden geçirmesi, çirkinlik gibi aşırı yanları budamasıdır, keza anlatım açısının öznelliğidir. Anlatım tarzında çoğu zaman mesafeli bir mizah tonu vardır. Şiirsel gerçekçilik, Keller'in Der grüne Heinrich (Yeşil Heinrich) (18541855)'i, Stifter'in Der Nachsommer'i (Pastırma Yazı) (1857) gibi önemli romanlar vermişse de kısaca nesir tür olan "novel" de daha başarılı olmuştur. Stifter Bunte Steine" (1853) (Renkli Taşlar), Ketler Die Leute von Seldwyla (Seldwyla Halkı) (1856-74), C.F. Meyer Die Ve rsuchımg des Pescara (1887) (Pescara'nın Sınanması), Th. Storm Der Schimmelreiter (1888) (Beyaz Atlı) novelleriyle bu dönemin ve bu türün kalıcı örneklerini vermişlerdir. Th. Mann ve Fontane (Effi Briest romanıyla) Realizmin burjuva gerçekçiliği (Bürgerlicher Realismus) sınıfına sokulmaktadır. "Bürgerlicher Realismus"daıı 20. yüzyılda eleştirel gerçekçilik "Kritischer Realismus" çıkmıştır ki en önemli temsilcisi A. Döblin, L. Feuchtwanger, Heinrich Mann' dır. Dram da Hebbel Alman Realizminin odak yazarıdır. Şiirde Storm ve Meyer Realizmin temsilcisi olarak bilinir. (Alman realistleri hakkında geniş bilgi için Ye ni Alman Edebiyatı Tarihi kitabının 349-410. sayfalarına bakılabilir.)

Fransa ve Almanya'nın dışında Avrupa'da Realizmin temsilcilerine gelince: İngiltere'de Ch. Dickens, W.M. Thackeray, Rusya'da LS. Turgenyev, F. M. Dostoyevski, L.N. Tolstoy, ve Amerika'da sembolisı realist olarak adlandınlan 19. yüzyıl edebiyatı (H. Melville, N. Hawthorne) başlıca isimlerdir.

Aytaç, Gürsel, Genel Edebiyat Bilimi, Papirüs, İstanbul, 1999 (189-190).

Sembolizm (Gürsel Aytaç/Genel Edebiyat Bilimi)

Sembolizm

Fransızca'da "symbolisme", Yunanca "symbolon" (birleştirilmiş, işaret anlamında) kelimesinden türetilmiştir. J. Moreas'nın 1886 yılında Fransızca'ya yerleştiediği bu terim, 1880 yılından itibaren özellikle Avrupa şiirinde kendini gösteren bir edebiyat akımının adı olmuştur. Fransa'da Ch. Baudelaire (1821-1876) örneğinde gelişmiştir, ama Baudelaire'in de Alman Romantizminden etkilendiği göz önünde tutulduğunda denebilir ki Alman Romantizmi doğrultusunda bir akımdır. Baudelaire edebiyat kuramını Novalis, J. Ruskin ve E.A. Poe' dan esinlenerek kurmuştur. Aynca Platonculuk, Schopenhauer, Nietzsche ve Bergson felsefeleri, Wagner'in müziği de sembolizmde etkilidir. Bu akım, geç burjuva dünyasının toplumsal gerçekliğini saf dışı ediyordu. Natüralizmin tersine prensip olarak angajmanı, politik-ahlaki ya da toplumsal etkileme amacını kabul etmiyordu. Keza gerçekliği yansıtmak, somut içerikler ya da nesnel konuların tasarımı, kişisel duygulanmalar ya da ruh hali izlenimleri venne eğilimi de yoktu. Şiirsel hayalgücü, denebilir ki, gerçek dünyanın ögelerini imgelere, simgelere bölüştürüyor, bağımsız bir güzellik dünyası yaratıyordu. Bu güzellik, sembolik bir şekilde, nesneler arasındaki gizemli ilişkileri, bütün varlığın arkasında yatan "idea"yı sezdirme1iydi. İşte bu soyutlama eğilimi, sanat araçlarının mutlaklaştırılmasıyla, arı söz sanatı (Poesie pure)yla, bilinçli olarak bütün tınlama ve ritm araçlarını devreye sokan dil büyüsüyle sağlanıyordu. Ayrıca kafi ye, ses uyumu, tabiatı taklit, sanatların çaprazlama kullanılışı (synösthesie), cümle kurgusunda oynamalar sayesinde tını, kelimelerin işitsel özelliği, anlamın önüne geçiyordu. Vezin kalıpları, Sembolizmin bazı temsilcilerince önemsenmiyor, onların yerine serbest vezin veya düzyazı şiir yeğleniyordu.

Baudelaire, Salon de 1846 başlıklı edebiyat yazılarında "Güzel" i, çağdaş-romantik anlatım biçimlerinde arar. Sanat kuramının merkezinde "intimite" (içtenlik) ve "spritualite" (manevilik) yer alır. "Romantik diyen kişi, 'çağdaş sanat' demiş olur. - Yani içten/ik, maneviyat, renk, sonsuza özlem: sanatın bütün araçlarıyla dile gelmiş olarak." Hugo'yu "hayalgücü" (imagination) eksikliği nedeniyle eleştiren Baudelaire'in "imagination" kavramı öyle bir hayalgücüdür ki içinde yalnızca duyarlılık değil, neredeyse Allah vergisi bir yetenek barındırır: nesneler arasındaki gizemli ilişkileri, onların yüzeysel akılcı zevksizliklerinin dışındaki analojileri kavrama yeteneği. "Salon de 1859" da şu sözler yer alır: "Gözle görülür bütün evren, hayalgücünün uygun rütbe ve yer vermesi gereken bir resimler ve işaretler toplamıdır."

Estetik yaratıyı "ideal"e yönelik bulur Baudelaire. Her bireyin, içinde hayalgücü sayesinde güzeli hissedebileceğine dair özlemi canlı tutan bir ideal vardır, der. Sanatın belirleyici ölçütü, "güzeli araştırma yolu, 'mnemotekniği' (hafızayı güçlendirme) aracığılıyla içselleştirmedir. Bu ise dünya ufkunun en küçüğü gibi en büyüğünü de bilince çıkarır. Ödevi, o anki dünyayı şairane bir tarzda tespit etmek, sarsıntıyla yaşanmış gerçekliği hayalgücüyle değiştirmek ve asıl güzelliğini ortaya çıkarmaktır."

 "Güzel, ebedi ve değişmez, niceliğini belirlemek son derece güç bir element ile görece, belirli bir elementten oluşur ki bu da istendiğinde zaman dilimi, moda, düşünce hayatı, tutku tarafindan sunulur ."

Fransız Sembolizminin baş temsilcileri St. Mallarme, P. Vedaine ve A. Rimbaud' dur. Mallarme kurarn bakımından da en etkili şairdir. Sembolizm bütün Avrupa şiirini, hatta tiyatro ve romanını etkilemiştir. Fransa'da P. Valery, P. Claudel, A. Gide, Saint-John Perse, Belçika'da E. Verhaeren, M. Maeterlinck, J.K. Huysmans, İngiltere'de A.Ch. Swinbume, O. Wilde, W.B. Yeats, İtalya'da G. D' Annunzio, İspanya'da R. Jimenez, Rusya'da K.D. Balmont, WJ. Bryussov, F. Sologub, A.A. Blok ve A. Bely, şiir dışında ürün veren sembQlistlerdir. Almanya'da St. George öncülüğünde H.v. Hofmannsthal ve R.M. Rilke, Yeni Romantizmin bazı temsilcileri, G. Trakl, G. Benn sembolistlerin çizgisinde eser vermişlerdir.

Fransız edebiyatıyla tanışan yeni Türk edebiyatında Sembolizm, başarılı temsilciler bulmuştur. Ahmet Haşim, Yahya Kemal Beyath, A. Hamdi Tanpınar gibi. Ahmet Haşim (1884-1933)in şiir anlayışı üzerine açıklamaları meselâ şöyle:

"En güzel şiirler, manalarım kariin (okuyucunun) ruhundan alan şiirlerdir. Şiirde bazı kısımların şüphe ve müphemiyette kalması bir hata ve kusur teşkil etmek şöyle dursun, bilakis şiirin bediiyatı noktai nazarından elzemdir. Üslupta körletici bir sarahat, İngiliz edebiyatçısı Ruskin'in dediği gibi, muhayyileye yapacak hiçbir şey bırakmaz; o zaman sanatıdir en kıymetli müttefiki olan kariin ruhundan gelecek yardımı kaybetmiş olur. Sanat eserinin en büyük hedefi muhayyileyi kendine ram etmektir."

Ahmet Harndi Tanpınar (1901-1962) da bir söyleşide şiir türü hakkında şunları söylüyor:

"Şiir, şekildir. Resme, heykele veya deminki tarifime, müşahhas tarifime hiç uymayacak şekilde musikiye benzer, yani mücerretliği musikininkine benzer. Bir his, bir düşünce, bir intiba birdenbire sizde kendi nizamını ilan eder ve dil üzerindeki tecrübelerinizle birleşir. Başlı başına bir 'objet' olur. Dilin çiçeği, denizin köpüğü, tek bir dal, hü/ôsa ilk bakışta çevresiyle ilgisini kuramayacağınız bir şey. [. .. ] Şiir 'Ben' in peşindedir. Ama o 'Ben', ben değilim artık, benim bir halimdir. [. .. ]Çünkü gerçekten bitmiş bir şiirde 'Ben' de yoktur, o şiirin kendisi vardır, yani şiir herhangi bir 'objet' gibi, iyi yontu/muş bir e/mas diyeyim."

Ekspresyonizm (Gürsel Aytaç-Genel Edebiyat Bilimi)

Ekspresyonizm

Ekspresyonizm adı, Lâtince'de, ifade anlamına gelen "expressio" kelimesinden türetilmiştir ve önce plastik sanatlarda, sonra müzikte daha sonra da edebiyatta, 1920'lerde yeni "anlatım sanatı"nın çeşitli akımları için ortak bir ad olarak kullanılmıştır. Ekspresyonİst akımların ortak yanı, daha önceki akımlara karşı oluşlarıdır, yaşattıkları yeni bir "hayat hissi" (Lebensgefühl)dir. Gittikçe hayatı egemenliğine alan makineleşme yüzünden, düşüncenin, sanatın tehdit altında olmasından endişelenme, toplumsal bir felakete doğru ilerleme konusunda bir önsezi, bu yeni "hayat hissi" nin bileşenleridir.

Ekspresyonizmin ilk ürünleri (1910-1914) şiir alanındadır. Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi, birçok ekspresyonist şairin ölümüne sebep olduğu için önemli bir kesinti yaratmıştır. Sonraki yıllarda politik ve toplumsal angajman artarak sürmüş ve önplana geçmiştir. Savaştan nefret eden ekspresyonistler, yeni bir insanlık, yeni bir dünya özlemi içindeydiler ve bunu dışa vurmakla görevli hissediyorlardı edebiyatı. Şiirde, tiyatroda siyasal güdümlülük besbelliydi.

G. Benn'e göre bu akımın şiiri "bir çeşit isyandı: kendinden geçercesine, nefret dolu, yeni insanlık özlemi içinde, altüst edilmiş bir dille dünyayı altüst etmek amacıyla isyan."

Ekspresyonizmin temel konulan, zavallılaştırılmış insan, ruhsal ve bedensel zavallılık, yalnızlık, boşluk, insan varlığının amaçsızlığı, çöküş, çürüme, matem, melankoli, tehdit altındaki çevre, büyükşehir, savaşın yıkicılığıydı. Dinsel konular daha çok Yahudi asıllı şairlerce ele alınıyordu. Ekspresyonizmin coşkusu, sonunda Dadaizm akımını ortaya çıkardı. Ekspresyonist şiirlerden oluşma ünlü bir antoloji K. Pinthus'un yayınladığı Menschheitsdiimmerung (İnsanlığın Alacakaranlığı)dır.

Nesir türünde bu akım daha çok kısa anlatılara rağbet göstermiştir. A. Ehrenstein (1886-1950), A. Döblin (1878-1957), G. Heym (1887-1912), Birinci Dünya Savaşı başlarında kısa anlatılarla ortaya çıkmış, savaş sırasında ise nesir daha çok önplana geçmiştir: C. Stemheirn (1878-1942), K. Edschmid (1890-1966), G. Benn (1886-1956) ve F. Kafka'nın (1883-1923) ürünleriyle. Kafka'nın eserleri, odak motifleri yalnızlık, insan varlığındaki boşluk, topluma teslimiyet ve bilinçaltı ile öteki ekspresyonistleri etkilemiş olsa da eserlerinin çoğu bu akıma dahil edilmemektedir.

   Ekspresyonizmin ikinci yansı (1915 sonrası) tiyatronun önem kazanmasıyla kendini belli eder. Önemli temsilciler, G. Kaiser (18781945),C. Stemheim (1878-1942),R.J. Sorge(1892-1916), W. HaseneleveT (1890-1940), E. Toller (1893-1939), F. von Unruh (1885-1970) ve genç B. Brecht (1898-1956)tir. Belli başlı konular, toplum eleştirisi, aile ve devlet otoritesine başkaldırı, yeni insan'ın yetişmesine çağırı, dini motiflerdi. Geleneksel dram kurgusu bozularak gevşek b•r şekilde biraraya getirilen sahneler ya da koro-oratorya ses oyunlan, uzun monologlar, lirik övgüsel aryalar, dans, pantomim gibi öğeler ekspresyonist tiyatronun tanıtıcı özellikleridir. İçsel yaşantıyı görünür hale getirmek için soyut sahne düzenlemeleri, klasik kostümler kullanılıyordu. Kişiler tipleştiriliyor, düşüncelerin alegorik temsilcileri haline getiriliyordu.

Ekspresyonizmde edebiyat dergilerinin adları da bu akımı ele verir niteliktedir. Mesela "Der Stunn" (1910-1932) (Fırtına), "Die Aktion" (1911-1932) (Eylem), "Das neue Pathos" (1913-1919) (Yeni Coşku), "Revolution" (1913) (Devrim).

Dadaizm (Gürsel Aytaç-Genel Edebiyat Bilimi)

Dadaizm

Fransızca'da çocuk dilinde oyuncak at anlamındaki "dada"yı kendine isim olarak seçen Dada akımı, 1916 yılında ortaya çıkmış ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Sürrealizm (Gerçeküstücülük) akımıyla birleşerek onun içinde erimiştir. Amacı, edebiyatı toptan değiştirmekti ve bu uğurda da Ekspresyonizm, Fütürizm ve Kübizmden esinleniyordu. "Dada" terimini ilk önce kimin kullandığı henüz ortaya çıkarılmamıştır. Dadaistlerin ne ortak bir programları ne de bir grup üslupları vardır; onları bağlayan, yalnızca, H. Arp'ın deyişiyle "Zamanın çılgınlığına karşı" politik-sanatsal bir karşı çıkıştır. "Zamanın çılgınlığı", savaştır ki dadaistler bunun sorumlusu olarak kültürlü burjuvayı görürler. O burjuva, boş idealleriyle buna sürüklenmiş, savaşı önleyememiştir.

Dada, mevcut estetik değer ölçülerini, sanatsal yaratıcılığın bildik kurallarını bir yana bırakmış, sanatta mutlak özgürlük istemiştir. Sanat derken de hem plastik sanatları hem de edebiyatı kastetmişlerdi, yani Dada kapsamlı bir sanat akımıydı. "Bruitizm" denen biçim ilkelerine, bu demektir ki çevre gürültülerinin yansıtılmasına, ve "simultan"lığa önem veriyorlar, kolaj, foto montaj denemelerine girişiyorlardı. İşitsel esaslı şiirler yazılıyor, kelimeleri ve cümleleri serbest çağrışırn uyarınca sıralıyor ya da "gürültü konserleri"nden sahne kompozisyonlan yaratıyorlardı. Dadaist şiire bir örnek, H. Balı'ın 1917'de yayınlanan şiiri "Karavan"dan iki dize:

"J olifanto bambla ô faili bambta
grossiga m' pfa ha b la ho ram ... "

Bir Alman şairi olan Ball'ın bu dadaist şiirini tercüme etmeye ne gerek ne de imkan var, çünkü kelime niyetine yazdığı bu sözcüklerin anlamı yalnızca seslerin tınısı.

Dadaistler, sanatlarının kasıtlı mantıksızlığıyla burjuva düzeninin "sözde" mantığını karşı karşıya getirerek dünyayı değiştirmek istiyorlardı.

Dadaizmin ilk merkezi Zürih'di. Savaşa hayır diyerek Almanya'yı asker kaçağı olarak terk edip sürgünde yaşayan sanatçılar H. Arp, H. Ball, R. Huelsenbeck, K. Schwitters, M. Janco ve T. Tzara, "C abaret Vo ltaire" de gösterileriyle 1916 'da yeni sanat çizgilerini ilan ettiler. 1917'den itibaren de "Dada" isimli bir dergi yayınladılar. Savaştan sonra Zürih grubu dağıldı, ama Almanya'nın bazı şehirlerinde, yoğun tepkilere rağmen tek tek bireysel etkinlikler sürdü. Mesela Berlin'de 1918-20'de Huelsenbeck, Köln'de 1919-20'de Arp, M. Emst ·ve Han no ver' de Schwitters.

Paris Dadaizmi daha çok edebiyat ağırlıklıydı, temsilcileri ise Tzara (18%-1963), Arp (1887-1966), L. Aragon (1897-1982), A. Breton (1896-1966), P. Eluard'dı (1895-1952) ve sonra Sürrealizmde eridi.

Fütürizm (Gürsel Aytaç -Genel Edebiyat Bilimi)

Dadaizm

Yirminci yüzyılın başlarında İtalya'da başlayan devrimci bir edebiyat akımıdır Fütürizrı. Adını Latince'deki "futurum" (gelecek zaman)dan almış, edebiyattan başka plastik sanatlar ve resimde de yenilikçi istekleriyle kendini ortaya koymuştur. Ekspresyonizmin daha radikal bir şekli olarak nitelenebilir. Geçmişle bağların kesinlikle koparılması, her türlü sanatsal, felsefi, hatta ahiili ve toplumsal geleneğin yıkılması, futuristlerin başlıca idealiydi. Entelektüalizme karşı oluşları, eyleme, saldırganlığa tutkunlukları, onları kısa sürede faşizme yaklaştırmıştır.

Plastik sanatlarda başlayan Fütürizm, F.T. Marinetti (1878-1944)nin Manifeste dufuturisme" (Futurizm Manifestosu) ile 1909 yılında ve Manifesto tecnico de/la Zetteratura futurista ile 1912'de edebiyata aktarıldı. Marinetti'nin Fransızca olarak kaleme aldığı Puturist Mafarka (1910) romanı, yeni akımın önderi olur. Önsözünde eserini büyük kundakçı yazarlara adadığını belirten Marinetti, bunun hem lirik bir şarkı hem destan, hem macera romanı hem de dram olduğunu söyler. Aslen Mısırlı olan Marinetti Afrika atmosferini kendi deneyimlerinden kaynaklanan bir canlılıkla yaratmıştır. Pozitivist dünya görüşünün pesimizmine savaş açmış, aktif ve dinamik bir hayata özendirmek istemiştir. Marinetti'nin coşkusu yankı uyandırmış, birçok yazarı, irlandalı Joyce'u, Rus Majyakovski'yi etkilemiştir. Edebiyat alanında Fütürizm, yeni konulara yönelişle kendini gösterdi: Tekniğin dünyası, fütüristlerin gözünde hareketin, dinamizmin dünyasıydı ve bu nedenle de yansıtılmaya değerdi. Alışılmış gramerden, cümle yapısı ve kelime seçimlerinden devrimci bir ruhla uzaklaşma şeklindeki devrimci dil biçimleri, söz konusu dinamizmi yansıtmada araç olacaktı. Fütüristlerin dili, Dadaizmi ve Sürrealizmi etkilemiştir. Önemli temsilcileri, Marinetti'nin yanısıra P. Buzzi (1874-1956), G. Gozzano (1883-1916), A. Palazzeşi (1885-1974) ve A. Soffici (1879-1964)dir.

Fütürizm, İtalya'dan Rusya'ya geçmiş, Rus edebiyat dünyasında taraftar bulmuştur. Rus manifestosu (1912) Genel Zevke Bir Şamar, D. Burliuk (1882-1967), W.W. Chlebnikove (1885-1922), A.J. Kruçonik (1886-1968), W.W. Majyakovski (1893-1930) tarafından imzalanmıştır. Manifestoda "şimdiye kadarki dile karşı çözümsüz bir nefret" söz konusu edilmiştir. Edebi konuları ve dil araçlarını devrimci bir ruhla değiştirmek, şair ve yazarlardan beklenen şeydi. Rus Fütürizmi, her türlü eski edebiyatı, realistleri, klasikleriyle birlikte reddediyor, burjuvaya ve geleneklerine savaş açıyordu. Moskova, Petersburg gibi çeşitli futurist gruplar arasında Kubo-fütüristler edebi ilgi odağı oldu. 1917 İhtilallinden sonra akım, yeni yönetimin güdümüne girmiş, ama kısa süre sonra Mayakovski, sanat dergisi "LEF'i yayınladığında yoğun devlet eleştirilerine hedef olmuştur. Mayakovski'nin ölümüyle sona eren futurist akımın Rus şiiri açısından değeri, bütün çağdaş Rus edebiyatçıların bu yeni akımla hesaplaşmalarından ve etkisi altında kalmasından anlaşılmaktadır.

Sürrealizm (Gürsel Aytaç Genel Edebiyat Bilimi)

Sürrealizm

Fransızca "surrealisme", Latince'deki "super" (üst) ile "real" (gerçek) kelimelerinden türetilmiştir. İlk olarak G. Apollinaire (18801919)in, Les mamelles de Tiresius dramına (1917) alt başlık "drame surrealiste" denmesiyle ortaya çıkmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Paris'de modem edebiyat ve sanatın avangardist bir çizgisi olarak kendini gösteren bu akım, özellikle Freud'un psikanalizinden etkilenmiştir. Freud, asıl gerçekliği, yani insan varlığının bütünlüğünü akıldışı alanda, geleneksel bilgi araçlarından gizlenen bilinçaltında arıyordu. Bu nedenle de rüyalar, uyuşturucu etkisiyle ortaya çıkan bilinç halleri, sanatsal üreticiliğin yegane kaynağı sayılıyordu. Sürrealist edebiyat, her türlü mantıki-akılcı "burjuva" sanat anlayışına şiddetle karşıydı. Amacı, mantığa, cümle yapısına ve estetik biçimlemeye tamamen ya da kısmen son verip yalnızca pasif bir şekilde ruhsal mekanizmalarca yönlendirilen, akıl öncesi bilinç katmanlarından imge dizinlerini yakalamaktı. Geçmiş edebiyat akımlanndan aldıklan, Barok mistisizm ögeleri, Alman Romantizminden, Şark edebiyatındau bazı ögelerdi. En çok etkilendiği akımlar ise Sembolizm, Ekspresyonizm, Fütürizm ve Dadaizmdir. Sürrealizm, gizli esin kaynaklarına gönderme yaparak gerçekle rüya arasındaki sınırı sorguluyordu. Akımın önderleri, L. Aragon (1897-1982), Ph. Soupault (1902-1980), A. Breton, (1896-1966)dur. Breton Sürrealizmin manifestosunu ("M anijest e du surrealisme") 1924' de kaleme almış, akımın kuramsal esaslarını tespit etmiştir. Breton'un bu küçük, ama devrimci kitabı, Sürrealizmi şöyle tanımlar:

"Sürrealizm, düşünmenin gerçek işleyişini yazılı, sözlü veya başka biçimde dile getirmek amacıyla içine girilen saf ruhsal bir otomatizmdir. Düşünce akımının diktesi ya da her türlü estetik veya ahl(ikf önyargının ötesinde, akla gelebilen her türlü akıl kontrolünün devredışı bırakılmasıdır."

Sürrealizmin felsefesi ise bu kitapta şöyle özetleniyor: "Sürrealizm, bugüne kadar ihmal edilmiş belli çağrışım biçimlerinin yüksek gerçekliğine inanca dayanır: rüyanın büyük gücüne, düşüncenin kasıtsız oyununa. Hedefi, bütün öteki ruhsal mekanizmaları kökünden bozmaktır, hayatın ana sorunlarını çözmek için onların yerine geçmektir."

Breton'a göre koyu Sürrealizm, böylece, yıkıcılığın ötesine geçemeyen Dadaizmden ayrılır. Üstelik Sürrealizmin bulucusu Apollinaire'in Esprit nouveau (1917) (Yeni Ruh)da ileri sürdüğü "yeni bir gerçekçilik uğruna" edebiyatta her türlü cesur deneyselliğe açık oluştan da farklıdır. Breton, egemen rasyonalizme savaş açmıştır; bilinçdışını ve- rüyayı da insan düşüncesine katmak istemektedir. Rasyonalizme eleştirileri şöyledir: .. Henüz yürürlükte olan mutlak rasyonalizm, ancak deneyimlerimizle sıkı bağlantısı olan olguları göz önüne almaya izin veriyor. Mantıklı hedeflerse gözümüzden kaçmaktadır. -Biz uyuyan mantıkçılar, ne zaman uyuyanfilozof/ara sahip olacağız?"

Rüyayı ve bilinçdışını yararlı hale sokmak için iki metodu vardır Breton' un: Rüya raporu (recit de reve s) ve otomatik yazış ( ecriture automatique): "Aklınıza gelen şeyi hemen yazınız ve bir konuya asla aklınızı yoğunlaştırmayımz." Aragon da Sürrealizm için "Sürrealizm, sırrına varılmış, kabul edilmiş, algılanmış ve sonra yararlı hale konmuş esinlenmedir" der. (1928, Traite du style)

Breton, Sürrealizmi devrimci bir akım olduğu için Marksizmin yanında hatta üstünde görür. Her şeyi kapsayan bir Arşimed kaldıracı bulmuş gibidir:

"Her şey şuna işaret etmekte ki düşüncenin belli bir noktası var ve bu noktadan bakıldığında hayat ile ölüm, gerçek ile gerçekdışı, geçmiş ile gelecek, ifade edilebilir ile artık ifade edilemez olan, üst ve alt, artık karşıtlıklar ve çelişkiler olarak görülmezler."

Aynı zamanda "La Revolution surrealiste" (Gerçeküstü İhtiHU) dergisinin yayınlayıcılarındandı Breton.

Sürrealizm, 1940-44 yıllarında belli bir yeniden canlanma gösterdiyse de l945'den sonra adı pek anılmaz olmuştur.